Benim Türküm — Emel Taşçıoğlu Kitabı
Uygun
- Türk halk müziği, türküler ve onları icra eden sanatçıların yaşamıyla ilgilenenlere
- Anı ve söyleşi biçiminde yazılmış, sıcak ve sade dilli hatıra kitaplarını sevenlere
- Geçen yüzyılın Ankara'sında gündelik hayatı, düğün kültürünü ve TRT tarihini öğrenmek isteyenlere
Uygun değil
- Müzik tarihçisi gibi kesin belgelenmiş, kaynak atıflı akademik araştırma arayanlara
- Çağdaş müzik ve şov dünyası hakkında okumak isteyenlere: konu ağırlıklı olarak geleneksel halk müziğidir
Kitap söyleşi (soru-cevap) biçimindedir ve Emel Taşçıoğlu hikâyesini Ankara'nın eski Hamamönü mahallesinden başlatır: is kokan bacalar, kırık dökük tek göz evler. Gazeller Sokağı'ndaki iki katlı eski bir Ankara evinde büyümüştür; komşuluğunda Mehmet Akif Ersoy'un evi ve küçük bir mescit vardı. Geceleri büyük salona yer yatakları serilir, evler memleketten gelen akraba ve dostlarla dolardı; salondaki kapaklı gömme dolabın içi ise banyoydu.
Yazar mahallenin sakinlerini canlı ayrıntılarla anımsar: elinde tel kapanla çöp tenekesine giden Elmas Teyze, «Deli Muhittin» (çok okumaktan delirdiği söylenirdi), «destancılar» — ellerinde kâğıt tomarlarıyla türkü söyleye söyleye sokağa girip şiir ve türkü sözleri satarlardı, Ramazan gecelerinde davulla mani söyleyen Çarliston Amca. Baba Ali Rıza Güney küçük bir devlet memuruydu; aile tek maaşla geçinirdi, yoksulluk ise «büyük bir sevgi ve samimiyetle paylaşılırdı». Yazar bu yılları yarım kalmış çocukluğun bir devamı olarak anımsar.
«Türküleri Hissetmek» bölümünde sanatçının müzik yeteneğinin babasından geldiği anlatılır: baba yoksulluk içinde büyümüş, okuyamamış, dedesinin lokantasında çalışmış, bağlamayı ilk kez on beş yaşında «küflek»ten (pekmez ağdasıyla yapılmış bağlama) öğrenmiş, sonra EGO'da memur olmuş, aynı zamanda şair ve bestekârmış. Evde hep saz çalınırmış; Emel üç yaşında bağlamayı sürükleyip babasına getirerek «Baba, nana çal» dermiş. Baba onu ve ağabeylerini (Ekrem, Ertuğrul) düzenli çalıştırmış; beş yaşında Emel seksen türküyü ezberden okuyabiliyormuş.
Ezberleme yöntemi ilginçtir: sözleri ezberlemez, türkülerdeki hikâyeyi gözünde canlandırır («taşa can ver» sözlerinde çocuğu olmayan kadın taşı kucağına alıp Mevla'ya yalvarır). Baba önce bunun yetenek olup olmadığından kuşku duymuş, sonra misafirlere dinletmiş. Grup fikrini ona misafirler önermiş. İlk sahne 19 Mayıs 1970'te babasının çalıştığı EGO'nun «Gençlik ve Aile Gecesi»nde olmuş; gecede dönemin ünlüleri Özay Gönlüm ve Necla Erol da sahne almış, EGO Genel Müdürü beş yaşındaki çocuğun solist olduğuna önce inanmamış.
- Kitap «nehir söyleşi» biçimindedir: yazarın kısa sorularına sanatçı uzun, sohbet havasında yanıtlar verir
- Metin içten ve gündelik dildedir; türkülerden alıntılar ve halk deyişleriyle zenginleştirilmiştir
- Eski fotoğraflar, aile arşivi ve elyazısı belgeler (babanın günlüğü) kitaba tarihsel etki ve doğruluk katar
- Her bölüm bir olay ya da soru çevresinde kurulur, bu da kitabın bölüm bölüm okunmasına olanak sağlar
Okunan kısmın sonunda sıra Güney ailesine gelir: baba ve ağabeyler çalmaya başlar, beş yaşındaki Emel mikrofonla sahnede dolanır ve kimse ona solist gözüyle bakmasa da türküye tam girilmesi gereken yerde girer. Bundan sonrası bu incelemenin kapsamı dışındadır.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.