Dün Korkusu
Uygun
- Türk edebiyatında grotesk, parçalı ve deneysel dili sevenlere
- Latife Tekin ve Oğuz Atay gibi yazarların çocukluk ve kenar mahalle anlatımını sevenlere
- 1960–70'lerin Türkiye taşrasının karanlık yüzünü merak edenlere
Uygun değil
- Çizgisel bir olay örgüsü ve net bir hikâye yapısı bekleyenlere
- Çocuğa ve hayvanlara yönelik şiddet sahnelerinden rahatsız olanlara
- Yazarın sonraki siyasi gazeteciliğini arayanlara — bu tamamen edebi bir metin
Roman beklenmedik bir iç sesle açılır: anlatıcı «İsa'nın üvey kardeşi» olduğunu söyler, insanların korkularını taşlarla ve danslarla dindirdiği eski zamanlara, «kıskanç Tanrı»ya ve Hititlere özlem duyar. Sonra birden gerçek çocukluğa geçer: annesi onu yuvadan alır, gazinolarda «Dağlar kızı Reyhan» diye bilinen kadının evine misafir geldiğinde çocuğun eline «Afiyet Olsun» şekerleri verilir ve pencere açılana kadar sokağa gönderilir. Bu açılış bütün kitabın anahtarıdır: mit, dinî imge ve gündelik sefalet aynı cümlede yan yana durur.
Kitabın en güçlü ve en ağır sahnesi karakoldur. Arkadaşı Naci, zengin bir ailenin tavuklarını çalmakla ve daha iğrenç bir şeyle suçlanır, anlatıcı ise ifade için götürülür. Demir kapılı hücrede polisin çocuğu dövmesi, sonra anneyi saçlarından sürükleyip kaldırıma atması Genç'in diliyle anlatılır: «Abartmak zorundayım, düzgün ve sakin anlatamam.» Duvardaki «Allah'ın Dediği Olur!» yazısı sigara jelatinleriyle çoğalarak bir pop-art tablosuna dönüşür. Polisin «bu çocuktan it olur, serseri olur» kehaneti üzerine anlatıcının acı kelime oyunu — «bu kelimelerde yalan yok» — romanın ironik tonunu belirler.
Genç'in anlatımı bilerek kendini keser. Anlatıcı sık sık okura seslenir, hikâyeyi yarıda bırakır, kelimeleri hecelerine ayırır: «kurtuldum»dan «kurt oldum» çıkarır, polis «kop-art» deyince «pop-art»a geçer. Bu oyunbazlık bazen parlaktır — özellikle otobüs yolculuğu sahnesinde ikinci tekil şahsa geçen, pencereden akan manzarayla çocuğun içindeki beklentiyi karıştıran uzun cümleler güzeldir — bazen ise açıkçası yorucudur ve hikâyenin duygusal ağırlığını söndürür.
Aile portresi tamamlanmamış bir mozaiktir. Cahide anne, beş karılı Hamit babanın maşayla vurduğu ayağındaki yarayı «kocamın hatırası» diye kaşır, her akşam «yolda koyun bulan adam» fıkrasıyla kocasıyla alay eder. Koltuk değnekli ağabey Ahmet — «Che» — çocuğa silah kullanmayı öğretir, sonra hiçbir sebep yokken onun sevgili kedisi Malezyalı'yı vurur ve «Tanrı istemeseydi akreplere silah verir miydi?» sorusunu sorar. Bu soru romanın merkezî motifine dönüşür: eski Ceneviz kilisesinde akrep toplayan, İsa'nın oyulmuş gözleriyle konuşan yalnız çocuk imgesi kitabın en şiirsel sayfalarıdır.
Nilgün öğretmen bölümü ise yumuşaklık getirir: anlatıcıya «Küçük Filozof» diyen, şiir yazan, Petersburg ayaklanmasını anlatan bu kadın, çocuğun akreplerle ilgili sırrını öğrenen ilk insandır. Ama Genç bu ışığı da çabucak kirletir: sokakta yayılan çirkin dedikodular çocuğun belleğine «kırık cam gibi» batar. Naci'yle karlı Trabzon sokaklarında sapanla kuş avı, caminin içine uçan sığırcıklar ve surlara «Allah! Allah!» diye hücum oyunu hem komik hem acımasızdır.
Romanın zayıf yanı anlatılan şiddetin art arda gelmesidir: atın burulması, köprüden atılan köpekler, canlı canlı yenen serçe peş peşe gelir ve bazen şok etkisi anlamın önüne geçer. Buna rağmen Dün Korkusu, 1990'lar Türk edebiyatında kenar mahalle çocukluğunun en cesur, en özgün anlatımlarından biri olarak kalıyor.
- Kısa, başlıklı bölümler, zaman sıçramaları ve ikinci tekil şahsa geçişler
- Kelime oyunları ve okura doğrudan seslenme
- Mit, dinî imge ve gündelik gerçekçiliğin grotesk karışımı
Mit ile gündeliği karıştıran grotesk bir dille kenar mahalle hayatı
Okurla oyun kuran, kendini kesen deneysel Türk romanı
Romanın epigrafını aldığı, kenardakilerin şairi
Naci, zengin Yağcı İbrahim'in kızı Zerrin'in eteğini sokakta kaldırttığı için cezalandırılır: tavuk hırsızlığıyla ve daha ağır bir şeyle suçlanır, hem yuvadan hem okuldan atılır. Anne, anlatıcının Naci'yle bir daha konuşmasını yasaklar ve çocuk annesini ilk kez «kıskanç bir Tanrı» olarak görür; duvardaki «Allah'ın Dediği Olur!» yazısını indirip yerine Muhammed Ali'nin resmini asar.
İlk otobüs yolculuğunda anlatıcı, hastanede eli karyolaya kelepçelenmiş ağabeyi Ahmet'i ziyaret eder. Nilgün öğretmenle piknikte elma ağacının altında tanıştıkları yaşlı köylü, bir çuval kuru soğan için üç tepe aşıp gelmiştir; öğretmen çocuğa üniversite okuyup böylelerine yardım edeceğine dair söz verdirir. Son bölümde Naci mendirekte fareleri çiviyle avlar, mahallede «uğursuz» ihtiyar Kaderin Hasan'ın efsanesi anlatılır.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.