Kadınlar İçin Cinsellik ve Duygular
Uygun
- Cinsel sağlık ve ilişkiler hakkında açık, sakin bir dille bilgi arayan kadınlara
- Partnerini daha iyi anlamak isteyen çiftlere
- Cinsel bilim ve çift psikolojisine ilgi duyanlara
Uygun değil
- Toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına duyarlı okurlara
- Psikanalitik açıklamalara inanmayanlara
- En güncel tıbbi bilgiyi arayanlara — kitap 2009 tarihli
Kitap Amerikan kampüslerinden bir tabloyla açılıyor: bazı dergiler erkeklere tek gecelik ilişkiden sonra «tecavüz» suçlamasından korunmak için yazılı bir sözleşme imzalamalarını öneriyor, öğretim üyeleri öğrencileri odaya alırken kapıyı açık bırakıyor, erkekler bir kadının yüzüne ısrarla bakmaktan çekiniyor. Yazarlar filozof Elisabeth Badinter'in «Yanlış Yol» kitabına dayanarak Amerikan radikal feminizmine karşı çıkıyor ve «Fransa her zaman Birleşik Devletler'i on yıl geriden izler» sorusunu soruyor. Bu açılış kitabın tutumunu açıkça gösteriyor: kadınla erkeğin yakınlaşmasını savunan ama feminizmin bazı biçimlerine şüpheyle bakan bir bakış.
En değerli kısım 2008'de yayımlanan «Fransa'da Cinsellik» anketi. Sosyologlar Nathalie Bajos ve Michel Bozon'un ekibi, hayatında yalnızca bir partner olduğunu söyleyen kadınların oranının 1970'te %68, 1992'de %43, 2006'da ise %34 olduğunu gösteriyor; erkeklerde bu rakam neredeyse sabit kalmış. İlk cinsel deneyim yaşı kadınlar ve erkekler için neredeyse eşitlenmiş, yaşlılar ise «neden duracakmışım, benim de hakkım var» diyor. Yazarlar bu tür anketlere şüpheyle yaklaşmak gerektiğini de dürüstçe belirtiyor.
Birinci bölümün merkezinde «kadınlara erkeklerle ilgili açıklamalar» listesi var: erkekler kendilerine güven telkin edilmesine ihtiyaç duyar, duygularını içlerine atar, «haklısın» demekten korkar, özü biçime tercih eder, «seni seviyorum» demekten çekinir, stres atmak için seks ister. Juliette ile Romeo'nun hikâyesi — kadının «şu kadın ne güzel park etti» sözünü erkeğin kişisel bir hakaret gibi algılaması ve on beş günlük küslük — gündelik yanlış anlamanın güzel bir örneği. Yazarlar bunun bir «karikatür» olduğunu söylüyor, ama genellemeler çoğu zaman karikatür olarak da kalıyor. Yazarlar kadınları da uyarıyor: erkeğin ereksiyonundan yakınmak yerine kendilerini neyin heyecanlandırdığını açıkça anlatmaları gerekiyor. Bu, kitabın ana fikrini özetliyor: konuşmak, tahmin etmekten iyidir.
Bazı «bilimsel» iddialar basitleştirilmiş: «testosteron gözyaşı salgılanmasını engeller», «diyaloğun üçte biri sözlü, üçte ikisi jestlerle kurulur, bedensel sinyallerin sayısı bir milyonu bulur». Daha ilginç olan, Münih'teki Max Planck Enstitüsü'nde psikolinguist Christiane Tramitz'in deneyi: erkekler bir kadının videosunda «davet» sinyalleri görüyor, oysa kadın izleyiciler aynı görüntüde geri çekilme sinyallerini okuyor. Yazarların sonucu: erkekler «görmek istediklerini görüyor» — bu, rıza konusunda önemli bir uyarı.
İkinci bölüm çiftin kırılganlığından söz ediyor: dini ve ailevi topluluklar dağıldıkça çift bütün beklentileri taşıyan ama en küçük hayal kırıklığında dağılabilen bir «tüketim malına» dönüşmüş. Yazarlar «beyaz atlı prens» efsanesini çözümlüyor ve Freud'a dayanarak «sevilen nesneyi bulmak aslında onu yeniden bulmaktır» diyor — kadın partnerinde farkında olmadan babasını arıyor. Bu psikanalitik açıklamalar kimi zaman ilginç, kimi zaman fazlasıyla kategorik. Safiya adlı Müslüman bir kadının bir Hristiyanla evlenip arzusunu kaybetmesini «babanın yasasına» boyun eğmek olarak açıklamak özellikle tek yanlı geliyor.
Türkçe çeviri okunaklı ama birkaç yerde metin ağır ve Türkçe harfler kaybolmuş. Kitabın sonraki bölümleri — doğum kontrolü, gebelik, menopoz, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar — daha pratik, ama 2009'un tıbbi bilgilerine dayanıyor. Genel olarak bu, açık konuşmaya cesaret eden ama döneminin kalıp yargılarından tümüyle kurtulamayan bir kitap.
- Utandırmayan, sakin ve açık bir dil
- Gerçek hasta sorularına dayanan soru-cevap yapısı
- Büyük bir sosyolojik anketin rakamlarıyla destek
Kadın cinselliği üzerine daha güncel, bilimsel bir kitap
Cinsiyetler arasındaki farklar üzerine ünlü ve aynı ölçüde kalıpçı bir kitap
Uzun ilişkide arzu ve yakınlık üzerine
Yazarlara göre her çift ilişkiyi pekiştirmek için en az üç kriz evresinden geçmeli. Birincisi «bütünleşme»: «ben de senin gibi düşünüyorum», «konuşmadan da anlaşabiliyoruz» — anneyle yaşanan o düşsel çocukluk evresine geri dönülmüş gibi muhteşem bir dönem. Bu evrenin denklemi 1 + 1 = 1; «ben»in yerini «biz» alıyor. İkincisi «ayrışma»: herkes yeniden kendisi olmaya başlıyor, kendi zevklerini dile getiriyor; denklem 1 + 1 = 3 oluyor — sen, ben ve ilişkimiz. Bu geçiş başarılamazsa partnerlerden biri ötekinin farklılaşmasını bir geri çevrilme gibi algılıyor ve birçok çift tam bu evrede ayrılıyor.
Üçüncü evre «kendinin ve sınırlarının keşfi»: her partner bazı şeyleri birlikte, bazılarını da tek başına yapmak istiyor, kız arkadaşlarla görüşmek, eski alışkanlıkları yeniden keşfetmek ihtiyacı doğuyor. Bölümün başında ise ilginç bir anket var: maman-solo.com sitesinin sorularına göre 15–24 yaş arası genç kızların %87'si «hayatının erkeğini» bulup onunla sürekli birlikte olmayı düşlüyor, ama asıl sürpriz genç erkeklerden geliyor — onların %94'ü ideal kadını düşlüyor. Yazarların sonucu: romantik aşk düşü ölmedi, terapide yalnızca ondan «yas tutup» daha olgun bir ilişkiye geçmek öğretiliyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.