Kendini Değiştirmek Dünyayı Değiştirmek
Uygun
- Kişisel gelişimi sıradan "alışkanlık değişikliği" düzeyinin ötesinde, felsefi derinlikte arayan okurlara
- Krishnamurti'nin dinlerden, ideolojilerden bağımsız, soru odaklı düşünme tarzına ilgi duyanlara
- Konuşma/nutuk formatında, canlı diyalojik felsefi metinleri sevenlere
Uygun değil
- Somut, adım adım talimat ya da metodoloji arayan okurlara — Krishnamurti neredeyse hiçbir zaman doğrudan "şunu yap" demez, soru sormaya devam eder
- Dini/manevi liderlere, öğreticilere güvenip onların otoritesini kabul etmeye hazır olan okurlara — Krishnamurti bunun tam tersini savunur
- Hızlı, sonuç odaklı okuma isteyen, tekrarlayan, sarmal biçimde ilerleyen felsefi argümantasyona sabrı olmayan okurlara
Önsözde David Skitt bir paradoksu ortaya koyuyor: fiziksel dünya ve hatta bedenimiz sürekli değişiyor, bilim bunu doğal kabul ediyor, ama zihnimizin/karakterimizin köklü değişimi söz konusu olduğunda insanlar bunu ya imkânsız ("insan doğasını değiştiremezsin") ya da rahatsız edici buluyor.
Skitt, Krishnamurti'ye göre toplumu oluşturan bireyler değişmeden toplumu değiştirmeye çalışmanın 20. yüzyılın felaketlerinin (devrimler, totalitarizm) kökünde yattığını açıklıyor -"değişim" sözcüğünü mantra gibi tekrarlayan devrimciler koca toplumları alt üst edebilir, ama birey zihni değişmedikçe sonuç aynı kalır.
Birinci konuşmada (Ojai, 1952) Krishnamurti dinleyicilerine doğrudan soru sormaya başlıyor: bir ideale ("daha az bencil, daha sabırlı olmalıyım") göre yaşamaya çalışmak gerçekten köklü bir değişime mi yol açıyor, yoksa bu, sadece "ben"in kendini sürekli şekillendirip yeniden şekillendirmesinden ibaret bir oyun mu?
Krishnamurti, siyasi ideolojilere (bütünsel toplum, sınıfsız toplum) ya da dini ritüellere/inançlara sığınmanın -ne kadar teselli edici olsa da- hepsinin "zihnin alanında" kaldığını, çünkü bunların hepsinin zihnin kendisinin yarattığı kurgular olduğunu; gerçek, köklü değişimin ancak zihnin "zaman alanından" (yani kademeli gelişim modelinden) tamamen çıkmasıyla mümkün olduğunu savunuyor.
- Krishnamurti klasik konferans formatından farklı olarak, dinleyiciye sürekli soru yönelterek (akıcı, neredeyse Sokratik) düşünmeye zorluyor -cevap vermiyor, soru soruyor
- Metnin canlı bir konuşma transkripti olması (kitap değil, nutuk) ona kendine özgü tekrarlayan, sarmal, "yeniden başlayan" bir ritim veriyor -bu, okurlara göre hem kitabın gücü hem de zorluğu
Aynı yazarın, bilinene bağlılıktan özgürleşme temasını sürdüren başka bir konuşmalar derlemesi
Bireyin içsel değişimi ile toplumun değişimi arasındaki ilişkiyi farklı (siyaset-felsefesi) bir açıdan inceleyen klasik metin
Kitabın geri kalanı 1953-1959 yılları arasında Bombay, Londra, Amsterdam, Brüksel, Hamburg, Yeni Delhi, Madras ve Kolombo gibi şehirlerde yapılan konuşmaları topluyor, her biri farklı bir açıdan (korku, şiddet, özgürlük, ölüm ve yaşam) aynı "köklü değişim" temasına dönüyor.
Genel çizgi giderek "gözlem" kavramına doğru ilerliyor -Krishnamurti, zihni yargılamadan, değiştirmeye çalışmadan sadece gözlemlemenin kendisinin dönüştürücü bir etki yaratabileceğini savunuyor, kitap bu "yargısız gözlem" fikrinin çeşitli uygulamalarıyla kapanıyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.