Kısa Hindistan Tarihi
Uygun
- Hindistan'ın Babürlü-sömürge tarihine akademik, kaynağa dayalı bir giriş arayanlara
- Tarih yazımının kendisinin nasıl şekillendiğine (kim, hangi amaçla yazıyor) merak duyanlara
- Oryantalizm eleştirisi, "alttan tarih" (subaltern) yazımı gibi tartışmalara aşina olmak isteyenlere
- Cambridge'in "Kısa Tarihler" dizisindeki diğer kitapları sevenlere
Uygun değil
- Sadece hikayeleştirilmiş, roman tarzında yazılmış popüler tarih arayanlara
- Tarih yazımı metodolojisi tartışmalarından (kim kimi eleştiriyor) çabuk sıkılanlara
- Yalnızca modern (20. yüzyıl) Hindistan'a odaklanmak isteyenlere — kitap Babürlülerle başlıyor
Yazarlar önsözde açıkça itiraf ediyor ki, Hindistan'ı 1950'lerin sonu, 1960'ların başında yüksek lisans öğrencisi olarak "keşfettikleri" dönemden bu yana alan kökten değişti. Günümüz tarih yazımı daha az kesin iddialarla, daha kapsayıcı bir anlatıyla yazılıyor — tarihçiler yalnızca kadınları, azınlıkları ve haklarından yoksun bırakılmışları değil, yerel deneyim ve özgün kozmolojilerle şekillenen alternatif tarihleri de dikkate alıyor. Yazarlar tarihçi Paul Greenough'un ilginç bir örneğine değiniyor: sömürge dönemi nüfus sayımı memurları insanların doğum tarihini kaydetmek zorundaydı, ama halk doğum günü kutlamıyordu — bu yüzden memurlar, Kral 5. George'un taç giyme töreni gibi ulusal olayları listeleyerek insanların hafızasını canlandırmaya çalışıyordu.
Kitabın 1. bölümü somut bir düşünce deneyiyle açılıyor: 1707'de Babürlü Delhi'sine "düşen" hayali bir zaman yolcusu. Şah Cihan'ın (saltanatı 1627–58) nehir kıyısındaki sarayının ihtişamına hayran kalıyor, ardından oğlu Evrengzib'in (saltanatı 1658–1707) uzaktaki Dekken'de öldüğü haberini alıyor. Yolcu bir asır geriye, Ekber Şah'ın (saltanatı 1556–1605) öldüğü güne bakarsa, imparatorluğu Osmanlı ve Safevi devletlerinden çok daha güçlü kılan kurumları görecektir — 1700'de Babürlü İmparatorluğu'nun nüfusu yaklaşık 100 milyondu, bu da Osmanlılardan beş, Safevilerden yirmi kat fazlaydı.
Ama aynı yolcu 1803'e "gitse", tam tersi bir manzarayla karşılaşacak: istikrarlı bir imparatorluk yerine bölgesel güçlerin rekabet ettiği bir alan, Babürlü imparatoru ise Delhi çevresine sıkışmış, artık sadece sembolik bir hükümdar — ve tam da o sırada, zengin Bengal'de merkezileşen küçük bir Avrupa ticaret şirketinin, yani İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası'nın kontrolü altına giriyor. Yazarlar bu keskin değişimi açıklamak için kullanılan geleneksel modeli — tarihçi David Arnold'ın "oryantalist üçleme" adını verdiği şemayı — eleştiriyor: önce kadim Hindistan büyük bir medeniyet kurar, ardından Müslüman hükümdarların gelişiyle çöküş başlar (Evrengzib'in "hoşgörüsüzlüğü" özellikle abartılır), üçüncü aşamada ise aydınlanmış İngiliz sömürge yönetimi gelir. Yazarlara göre bu üç aşamalı şema yalnızca eski İngiliz kaynaklarında değil, sömürge karşıtı milliyetçi tarih yazımında, hatta günümüz Hindu milliyetçi ideolojisinde de (9. bölümde tartışılıyor) hâlâ canlıdır.
Bölümün asıl kısmı Delhi Sultanlığı'nın (1206–1526) kuruluşuna ayrılmış. Yazarlar tarihçi Peter Hardy'nin sultanları "sahte hukukçularla" iş birliği yapan "sahte polisler" olarak tanımladığı ifadeyi aktararak vurguluyor: sultanlar dini liderler değil, askeri-idari yetenekleriyle iktidardaydı. 1206'da Kutbeddin Aybek tarafından kurulan Memluk hanedanından sonra altı yüz yıldan fazla bölgenin hakim elitinin dili Farsça oldu — bu hanedanlar devlet idaresine yenilikler, hukuk ve edebiyat gelenekleri getirmenin yanı sıra süvari savaş taktikleri, sulama teknikleri (ünlü "Pers çıkrığı" dahil) ve kentleşme reformları uyguladı.
Yazarlar Sultanlık dönemi din-etnik çoğulculuğunu da vurguluyor: gayrimüslimler "zımmi" statüsünde kendi hukuk ve geleneklerini sürdürebiliyor, askerlikten muaftı, karşılığında baş vergisi (cizye) ödüyordu; Müslümanlar içinse bölgeye göre farklı hukuk mezhepleri (Orta Asya'da Hanefi, güneyde Hint Okyanusu ticaretiyle bağlantılı Maliki) uygulanıyordu. Yönetici elit de yalnızca Türklerden değil, Afgan, Fars ve uzak diyarlardan gelen göçmenlerden oluşuyordu.
Bu çoğulcu ortamın en canlı kanıtı olarak yazarlar ünlü Faslı gezgin İbn Battuta'nın (ö. 1368/69) anılarından alıntı yapıyor — kendisi 14. yüzyılda Delhi'de kadılık yapmıştı. Sultanla ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: "Sultana yaklaştım, elimi tutup sıktıktan sonra bırakmadı ve bana Farsça son derece nazik bir şekilde 'Ziyaretiniz bizim için ne büyük nimettir...' dedi. Ardından nereden geldiğimi sordu, ben de 'Mağrip diyarından geliyorum' dedim." Bu kısa sahne, kitabın asıl tezini — Sultanlık sarayının kozmopolit, çok uluslu karakterini — canlı biçimde gösteriyor.
- Somut "zaman yolcusu" düşünce deneyiyle soyut tarih yazımı tartışması erişilebilir kılınıyor
- İbn Battuta'nın 14. yüzyıl anılarından doğrudan alıntılar gibi birincil kaynaklara düzenli başvuruluyor
Daha hikayeci, geniş okur kitlesi için yazılmış alternatif bir Hindistan tarihi
Kitabın eleştirdiği "oryantalist" tarih yazımı çerçevesinin kuramsal temelini atan klasik eser
Önsözden sonra kitap dokuz bölüm boyunca kronolojik olarak ilerliyor: Babürlülerin çöküşü ve Doğu Hindistan Kumpanyası'nın yükselişi (2–3. bölümler), 1857 İsyanı'ndan sonra şekillenen sömürge devleti (4–5. bölümler), Birinci Dünya Savaşı'ndan bağımsızlığa uzanan yol (6–7. bölümler) ve son olarak 1947'den 2000'lere bağımsız Hindistan'ın demokrasi, yoksulluk ve güç deneyimi (8–9. bölümler).
Son bölüm 2000'lerin Hindistan'ını — ekonomik büyüme, demokratik kurumlar ve dini milliyetçiliğin yükselişi arasındaki gerilimi — tartışıyor, somut sonuçlar açıklanmıyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.