Kişilik Bozuklukları
Uygun
- Psikanalitik yönelimli psikoterapistlere ve psikiyatristlere
- Klinik psikoloji yüksek lisans ve doktora öğrencilerine
- Borderline ve narsisistik bozuklukların gelişimsel kökenleriyle ilgilenen uzmanlara
Uygun değil
- Genel okura — kitap tamamen profesyonel dille yazılmış
- Bilişsel davranışçı ya da kanıta dayalı yaklaşımlar için pratik rehber arayanlara
- Masterson'ı ilk kez okuyacaklara — «Gerçek Kendiliği Ararken» daha iyi bir başlangıç
Girişte Masterson kitabın amacını açıkça söylüyor: elli yıl önce «tedavi edilemez» sayılan hastalar bugün kendi hayatlarını kurabiliyor, ama kişilik bozukluklarının hâlâ herkesçe kabul görmüş dinamik bir tanımı yok. Yazar 25 yıl önce ortaya koyduğu fikirleri yeniden sınamak istiyor: hangileri zamana dayandı, hangileri değişti. Giriş bir soru listesiyle devam ediyor: Stern'in ve bağlanma araştırmacılarının Mahler'e itirazları ne kadar yerinde? Linehan'ın diyalektik davranış terapisi tüm borderline hastalar için uygun mu? DSM-IV'ün yararlı ve eksik yanları neler?
Birinci bölüm kitabın en faydalı kısmı, çünkü yazar kendi kuramının temeli olan Margaret Mahler'i eleştirel bir gözle yeniden okuyor. Mahler 1962–1968 arasında 13 anne ve 21 çocuğu gözlemlemiş, «ayrılma-bireyleşme» sürecini evrelere ayırmış: otistik, ortak yaşamsal, farklılaşma, uygulama ve «yeniden yakınlaşma krizi». Masterson, Mahler'in araştırmayı neler olup bittiğini anlamak için değil, çocukluk psikozu hakkındaki önceki varsayımını «kanıtlamak» için kurduğunu kabul ediyor. Bu, yazarın kendi kuramsal temeline karşı nadir bir dürüstlük.
Ardından Daniel Stern'in çalışması geliyor. Stern bebeğin doğuştan etkin bir algı aygıtıyla dünyaya geldiğini, kendi gelişiminin ortak yaratıcısı olduğunu, «otistik» ya da «ortak yaşamsal» bir evrenin olmadığını, kendilik algısının dört düzeyde — ortaya çıkan, çekirdek, özneler arası ve sözel — geliştiğini göstermişti. Masterson bu bulguları kabul ediyor, ama Stern'deki bir çelişkiye işaret ediyor: bebek anneyi algısal olarak ayrı görüyor, ama onun eylemlerini duygusal olarak kendinin bir parçası gibi yaşıyorsa, duygusal ayrılıkta hâlâ bir eksiklik var demektir. Bölüm Bowlby ve bağlanma kuramının özetiyle sürüyor.
Kitabın kuramsal çizgisi şu: Mahler'in kuramı normal çocuklar için eleştirilse de kişilik bozukluklarının psikoterapisinde hâlâ işe yarar bir çerçeve. Masterson buna genetik yatkınlığı ve nörobiyolojiyi, özellikle Allan Schore'un kendiliğin nörobiyolojisi üzerine çalışmasını ekliyor. Bu sentez ilginç, ama tek taraflı duruyor: yazar annenin rolünün «azımsanmasını ve inkar edilmesini» ayrı bir sorun olarak koyuyor ve diğer yaklaşımları (Kernberg, Kohut, Gunderson) çoğunlukla kendi modeline ne kadar yakın olduklarına göre değerlendiriyor.
Kitabın klinik çekirdeği gizli narsisistik savunmaları olan bir hastanın altı yıllık terapisinin eksiksiz raporu. Masterson bu örnekle ödipal çatışma ile ödipal öncesi «terk depresyonu» arasındaki farkı göstermek istiyor ve 19 aylık takip sonuçlarını da veriyor. Bu kadar ayrıntılı vaka raporları psikanalitik literatürde az bulunur ve genç terapistler için değerli. Ama bu bir kanıt değil, bir örnekleme: tek bir başarılı tedavi yaklaşımın etkililiğini göstermez.
Türkçe çeviri iki çevirmen ve bir bilimsel editörün emeği; terminoloji tutarlı, ama metin çok yoğun ve atıf işaretleri (1.20–1.25 gibi) okumayı zorlaştırıyor. Genel olarak bu, Masterson ekolünün «olgun» bir sunumu ve bu yaklaşımla çalışan terapistler için gerekli bir başvuru kitabı. Diğer okurlar için yazarın daha erişilebilir «Gerçek Kendiliği Ararken» kitabı daha uygun.
- Mahler, Stern, Bowlby ve Schore'un kuramlarının yan yana karşılaştırması
- Altı yıllık bir terapinin eksiksiz, seans seans vaka raporu
- Ayırıcı tanı için somut klinik ölçütler
Aynı kuramın genel okur için daha erişilebilir hali
Kitabın dayandığı ayrılma-bireyleşme araştırmasının kendisi
Mahler'e temel alternatif — bebeğin kendilik gelişimi
Son bölüm kişilik bozukluklarında yakınlık sorunlarına ayrılmış. Masterson, Freud'un «tedavinin amacı kişinin sevebilmesi ve çalışabilmesidir» fikrinden yola çıkıyor ve 1960'lardan sonraki toplumsal değişimlerin — bireyselciliğin, kadın özgürlüğünün, ilişkilerde daha eşit rollerin — yakınlık meselesini daha da önemli kıldığını yazıyor. Ona göre borderline, narsisistik ve şizoid bozukluğu olan insanlar farklı «yakınlık yanılsamaları» kuruyor: yakınlık onlarda ya terk edilme ya da «yutulma» korkusunu uyandırıyor, bu yüzden ilişkiler ya yapışma, ya uzaklaşma ya da yüzeysel idealleştirme üzerine kuruluyor. Terapistin görevi bu yanılsamaların «şifresini çözmek», hastaya bu acı verici duygularla yüzleşmesinde ve yakınlık karşısındaki kırılganlığını aşmasında yardımcı olmak.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.