Tatar Çölü
Uygun
- Yavaş tempolu, atmosferik, varoluşçu temalı edebiyatı sevenlere
- Kafkavari bürokratik izolasyon ve anlamsızlık hissini işleyen eserlere ilgi duyanlara
- Askeri hayatın, rutinin insan kimliğini nasıl şekillendirdiğini izlemek isteyenlere
- Zamanın fark edilmeden nasıl elden gittiğine dair güçlü bir alegori arayanlara
Uygun değil
- Hızlı olay örgüsü, savaş sahneleri ya da net bir sonuç bekleyenlere
- Tüm soruların yanıtlandığı, kapalı bir final isteyenlere
- Uzun, tekrarlayan bekleyiş sahnelerine sabrı olmayanlara
Roman, Drogo'nun ilk kez subay üniformasını giyip aynada kendine baktığı sahneyle açılıyor — beklediği sevinci hissetmiyor, bunun yerine tuhaf bir kaygı duyuyor. Bu, kitabın tüm ruhunu daha ilk sayfada veren bir açılış: Drogo gerçek hayatının başlayacağını sanıyor, ama aslında bunun bir sonun başlangıcı olduğunu henüz bilmiyor.
Arkadaşı Francesco ile şehirden çıkarken Drogo, baba evinin penceresine son kez bakar — annesinin odasını dokunulmadan sakladığına inanır, sanki zaman durdurulabilirmiş gibi. Buzzati bu ayrıntıyla, geride kalan hayatın artık geri gelmeyeceğini ince bir işaretle veriyor.
Kaleye tek başına ulaşan Drogo, önce onu bulamaz — duvarların arasında ışık, nöbetçi, ses yoktur. Bir yabancı ona "burada on yıldır kimse yok" deyince, okur kalenin daha kimseyle tanışılmadan çoktan unutulmuş, anlamını yitirmiş bir yer olduğunu hisseder.
İkinci bölümde yüzbaşı Ortiz ile karşılaşma, kitabın en önemli diyaloğunu getirir: kale "ölü bir sınır"dır, arkasındaki taşlık düzlük "Tatar Çölü" diye anılır, ama en eski savaş zamanlarında bile oradan kimse geçmemiştir. İsim sadece bir efsanedir. Ortiz on sekiz yıldır oradadır ve bunu söylemek istemese de sesindeki tonda bir teslimiyet vardır.
Ortiz kaleyi "ikinci sınıf", "hiçbir işe yaramamış" bir yapı olarak anlatır, ama aynı zamanda burasının bir sınır olduğunu, sınırın "ne olacağının hiçbir zaman belli olmadığını" hatırlatır — bu çelişki, kitabın temel gerilimini, anlamsızlıkla umut arasındaki dengeyi daha en baştan kuruyor.
Bölüm, kalenin uzaktan ilk görüntüsüyle bitiyor — güneşin altında sessiz, gölgesiz, neredeyse cansız bir yapı. Duvarlarda yürüyen nöbetçiler "sanki otomat gibi" hareket ediyor — Buzzati, insanın zamanla mekanikleşmesi temasını daha ilk sayfalarda görsel olarak kuruyor.
- Buzzati'nin dili sakin, betimleyici ve gerilimi çok yavaş kurar — hiçbir sahne acele etmez
- Dağ manzaraları ve kale tasvirleri simgesel bir yük taşır, sıradan bir fon değildir
- Kafka'nın "Şato" romanıyla sık sık karşılaştırılır, ama Buzzati'nin konusu bürokrasi değil, zamanın fark edilmeden akıp gitmesidir
- Askeri hiyerarşi ve nezaket dilinin altında, her diyalogda gizli bir baskı, gizli bir tuzak hissedilir
Ulaşılamaz, anlamını yitirmiş bir kurumun bireyi nasıl yuttuğunu inceleyen, benzer ruhta bir klasik
Doğrudan "Tatar Çölü"nden ilham alan, sınırda barbarları bekleyen bir imparatorluk memurunun hikâyesi
Kısa cevap: Drogo dört ay için geldiği Bastiani Kalesi'nde otuz yıldan fazla kalır. Kuzeyden gerçekten bir ordu göründüğünde hastadır ve komutan Simeoni onu kaleden gönderir. Drogo savaşı görmez, yol üstündeki bir hanın odasında ölümle baş başa kalır.
İlk gün Matti ona iki yol göstermişti: doktor raporuyla hemen gitmek ya da dört ay kalıp bir sonraki sağlık muayenesinden sonra usulüne uygun gitmek. Drogo dört ay beklemeyi seçer. 10 Ocak'ta doktor Rovina formunu doldururken Drogo pencereden alacakaranlıkta yükselen kale duvarlarına bakar, yazgısının kuzeye doğru eğildiğini hisseder ve doktora iyi olduğunu, kalmak istediğini söyler: «Doktor, atın o kâğıdı.» Sonraki aylarda nöbetler, oda, arkadaşlar, at yarışları alışkanlığa dönüşür.
Yaklaşık iki yıl sonra bir ekim akşamı, yeni tabyadaki nöbette çölde siyah bir leke görünür, sabaha da siyah bir at bulunur. Atı getirmeye giden er Lazzari kaleye yaklaşırken parolayı bilmediği için tanıdığı nöbetçi Martelli («Arap») tarafından vurulur. Aynı sabah kuzey çölünde silahlı adamların sıraları görünür ve kalede herkes savaşı bekler. Albay Filimore'un açtığı mektupta ise bunların sınır çizgisini belirlemeye gelen Kuzey Devleti birlikleri olduğu, kaleye doğru gelmeyecekleri bildirilir. Ertesi gün yüzbaşı Monti ile teğmen Angustina kırk erle ihtilaflı doruğu tutmaya gider. Kuzeyliler doruğa önce varır, Angustina ise geceyi karda geçirirken ölür; son sözü «Yarın, inşallah...» olur. Drogo onlarla gidebilirdi, gitmemişti ve sonra pişman olur.
Kalede dört yıl geçtikten sonra Ortiz ona gitmesini öğütler. Drogo izinle şehre gider ama kendini yabancı hisseder: eski arkadaşları kendi işlerindedir, Maria Vescovi ile görüşme soğuk geçer, o da kısa süre sonra Hollanda'ya gider. General dosyasında tayin dilekçesi olmadığını söyler, kalede kadronun yaklaşık yarıya indirileceğini, arkadaşlarının ona haber vermeden dilekçe verdiğini bildirir; dosyada yanlışlıkla öldürülen bir nöbetçiyle ilgili bir kayıt da vardır. Drogo kaleye döner, Morel gibi arkadaşları ise birer birer gider. Sonra teğmen Simeoni dürbünle kuzeyde hareket eden noktalar ve geceleri bir ışık görür, orada yol yapıldığını söyler. Ona gülerler, komutan Nicolosi optik aletleri yasaklayan bir emir yayımlar ve Simeoni dürbününü teslim edip fikrinden döner. 7 Temmuz'da Drogo kendisi uzakta bir ışık görür. Yol on beş yıl sonra kaleye bir kilometreden az kala biter ama ordu ilerlemez. Matti, Monti ve Nicolosi emekli olur, kalenin komutanı önce Ortiz, sonra Simeoni olur, yeni teğmen Moro gelir.
Drogo artık 54 yaşındadır, komutan yardımcısıdır ve karaciğer rahatsızlığıyla zayıflar. Kaleyi bir kez terk ederse bir daha dönemeyeceğinden korkup istirahat önerisini reddeder. Bir bahar sabahı Prosdocimo koşarak haber getirir: kuzey yolundan birlikler geliyor. General Stazzi'den kaleye iki alay ve hafif topçu grubu gönderildiğini bildiren bir mesaj gelir. Drogo terasta dürbünle yolda ilerleyen siyah bir şerit görüp bayılır. Ertesi gün Simeoni ona şehirde daha iyi tedavi göreceğini söyleyerek araba yolladığını bildirir, aslında ise oda gerekmektedir, oraya üç karyola sığar. Drogo itiraz eder, Simeoni ise bunu emir olarak bildirir. Drogo kaleden ayrılır ve bir handa geceler. Gece ölüm düşüncesi apaçık gelir, o ise bunu son savaşı gibi karşılamaya çalışır. Karanlıkta üniformasının yakasını düzeltir ve gülümser. Kitap burada biter, ölümü doğrudan yazmaz.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.