Dünyalar Savaşı
Uygun
- Klasik bilim kurguyu ve istila türünün köklerini merak edenlere
- Atmosferik, birinci tekil şahıs anlatımıyla yazılmış felaket hikâyelerini sevenlere
- Sömürgecilik ve "ileri uygarlık" kavramına eleştirel bakan eserlere ilgi duyanlara
- Viktorya dönemi İngiltere'sinin günlük ayrıntılarıyla zenginleştirilmiş bilim kurguyu arayanlara
Uygun değil
- Hızlı tempolu, aksiyona dayalı modern bilim kurgu bekleyenlere — Viktorya dönemi düzyazısı yavaş ve detaylıdır
- Derin karakter gelişimi arayanlara — anlatıcı isimsizdir, karakterler çoğunlukla işlevseldir
- Umut verici ya da çözüme kavuşan bir son bekleyenlere — roman karanlık, çaresizlik duygusu baskındır
Roman felsefi bir girişle açılır — anlatıcı, insanoğlunun 'kendisinden üstün ama kendisi kadar ölümlü zihinler' tarafından izlendiğini, insanların ise 'maddeye hükmetmelerinin verdiği rahatlıkla' gündelik küçük işlerinin peşinde koştuğunu yazar. Wells burada Mars'ın Dünya'dan daha yaşlı, daha soğuk bir gezegen olduğunu, oradaki hayatın 'tükenişin son aşamasına' ulaştığını anlatır — bu yalnızca bilimsel bir arka plan değil, sonraki saldırının ahlaki gerekçesidir: zorunluluğun sıkıştırdığı bir uygarlık için Dünya'nın işgali 'tek kurtuluş yoludur'.
Wells bu mantığı keskinleştirmek için açık bir karşılaştırma yapar: insanların Tazmanyalıları (yerli bir halk) elli yıl içinde neredeyse tümüyle yok ettiğini hatırlatarak sorar — 'Merhamet havariliği bize mi kalmış ki Marslıların aynı ruhla savaşmasından yakınalım?' Bu satırlar, romanın asıl konusunun uzaylı istilası değil, Britanya emperyalizminin aynadaki yansıması olduğunu açıkça gösterir.
Hikâye, gökbilimci Ogilvy'nin Horsell yakınında bir 'akan yıldız' gördükten sonra onu aramaya çıkmasıyla başlar. Bulduğu şey sıradan bir göktaşı değildir — otuz metre çapında, gri, pullu bir kabukla kaplı devasa bir silindirdir. Ogilvy önce içeriden gelen sesleri soğuma sürecine bağlar, silindirin kapağının yavaşça dönerek açıldığını görünce dehşetle anlar: bu doğal değil, yapay bir nesnedir — 'içinde biri var!'
Haber yayıldıkça kalabalık toplanır — sıradan bir esnaf, bisikletliler, çocuklar, hatta Kraliyet Astronomu Stent. Wells bu sahnede Viktorya dönemi İngiltere'sinin katmanlı, meraklı gündelik ruhunu incelikle betimler: insanlar dehşetten çok merake kapılmış, silindiri 'yarı gömülü paslı bir kazan'a benzetiyor, tehlikeyi kavrayamıyorlar.
Akşam olunca durum aniden değişir — silindirin kapağı gürültüyle açılır, kalabalık 'bir insan çıkacağını' umar, ama karanlığın içinden görünen ilk şey iki parıldayan disk (gözler) ve yılan gibi kıvrılan gri bir koldur (dokunaç). Bu an romanın tonunu kesin olarak değiştirir — meraktan dehşete geçiş birkaç cümlede gerçekleşir, kalabalık geri çekilir, anlatıcı 'başıma neler geleceğini bilmiyordum' diyerek bölümü bitirir.
Bu dört bölüm boyunca Wells'in üslubu dikkat çekicidir: bilimsel kesinlik (kilometrelerle ölçülen mesafeler, tarihli teleskop gözlemleri) sanki gerçek bir haber raporu gibi sunulur — bu, sonraki dehşeti daha inandırıcı kılan bir 'sahte belgesellik' tekniğidir.
- Bilimsel kesinlik (mesafeler, tarihler, gökbilimsel detaylar) gerçek bir haber raporu etkisi yaratır — 'sahte belgesellik' tekniği
- İsimsiz, birinci tekil şahıs anlatıcı sayesinde okur olayları sınırlı, her şeyi bilmeyen bir perspektiften yaşar
- Gündelik, küçük ayrıntılar (çay içmek, bisiklete binmek) büyük felaketin fonunda kontrast yaratır
- Kademeli artan gerilim — meraktan heyecana, oradan dehşete geçiş birkaç bölüm boyunca özenle kurulmuş
Sitede zaten bulunan başka bir klasik bilim kurgu — uygarlığın kendini yok etmesi temasını benzer distopik bir tonla işler
Wells ile aynı dönemin, bilimsel hayal gücüne dayanan başka bir "bilim kurgunun babası" eseri
Marslılar Isı Işını ve üç ayaklı dev Savaş Makineleriyle güney İngiltere'yi yerle bir eder. Anlatıcı bir rahiple birlikte, Marslıların düştüğü silindirin yanındaki yıkık bir evde mahsur kalır. Duvardaki yarıktan Marslıların insanları nasıl yakaladığını izlerler. Rahip giderek aklını kaçırır, erzaka saldırır, bağırıp ikisini de ele vermekle tehdit eder. Anlatıcı onu et satırının sapıyla vurup yere serer ve tam o anda bir Marslının dokunacı içeri uzanır.
Sonra anlatıcı topçuyla karşılaşır. Topçu yeraltında yaşamayı, Marslılara «zararsız haşarat» gibi görünüp gizlice güç toplamayı anlatır. Anlatıcı boşalmış Londra'ya girer, ölümü bekleyerek bir Marslının üstüne yürür ve kafasının çevresinde kara kuşların dolaştığını görür.
Marslılar insan silahlarıyla değil, dünyanın hastalık saçan mikroplarıyla yenilir: insanlar doğal ayıklanmayla onlara karşı direnç kazanmıştır, Marslılar ise kazanmamıştır. «Sonsöz»de anlatıcı Marslıların bedenlerinde dünyadakilerden başka bakteri bulunmadığını yazar ve uyarır: bu yıkım geçicidir, gelecek belki bize değil onlara nasip olacaktır.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.