Faşizm — İnsanlığın Kara Yüzü
Uygun
- 20. yüzyılın totaliter rejimlerine kısa bir giriş arayanlara
- Türk-İtalyan ilişkileri ve erken Cumhuriyet basınıyla ilgilenenlere
- Faşizmi yalnızca Hitler ve Mussolini ile değil, Salazar ve Franco örnekleriyle de görmek isteyenlere
- Serinin diğer kitaplarını okuyanlara
Uygun değil
- Tek bir yazar sesiyle yazılmış bütünlüklü bir tarih kitabı isteyenlere
- Günümüz popülizmi ve neofaşizm üzerine analiz arayanlara
- Kısa ve hafif bir okuma bekleyenlere — bazı bölümler akademik makale dilinde
Bölüm Türk-İtalyan ilişkilerinin gergin arka planıyla açılıyor: Trablusgarp Savaşı, Uşi Antlaşması, İtalya'nın On İki Ada'yı geçici olarak işgal edip iade etmemesi ve Birinci Dünya Savaşı'na İtilaf safında katılması Türk kamuoyunda İtalya'ya karşı olumsuz bir algı yaratmıştı. Ancak savaştan sonra İtalya İzmir ve Fiume limanlarını alamadı; İzmir'in İngiltere'nin müdahalesiyle Yunanlılara verilmesi İtalya ile müttefikleri arasında bir kırılma yarattı. Bu ortamda Anadolu'daki İtalyan birlikleri Kuvayı Milliye'ye göz yumdu, yerel Türk idareleriyle birlikte hareket etmeye çalıştı ve Milli Mücadele'nin kazanacağına inandıktan sonra sessizce çekildi.
Bölümün asıl dramatik yanı tarihlerin çakışmasında. 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalanıyor ve İtalyan temsilcilerin olumlu tavrı Türk tarafında ilişkilerin geleceğine dair umut yaratıyor. Yalnızca üç hafta sonra, 30 Ekim'de, «Roma Yürüyüşü»nün ardından Mussolini iktidara geliyor ve başbakanlıkla birlikte dışişleri ve içişleri bakanlıklarını da üstleniyor. Kitap, Türkiye'ye yönelik giderek sertleşen beyanlarının Milli Mücadele döneminde oluşan olumlu havayı kısa sürede dağıtacağını gösteriyor.
En değerli kısım basın incelemesi. Ankara Hükümeti'nin yarı resmi yayın organı Hakimiyet-i Milliye, İtalya'daki olayların «kendimize ait pek mühim mesail ile meşgul olduğumuzdan» dikkati pek çekmediğini yazıyor. Türk gazeteleri darbeyi ertesi gün «Son dakika» başlıklarıyla veriyor, ama haberler neredeyse tamamen uluslararası ajanslardan aktarılıyor ve yorumsuz kalıyor. Öne çıkan nokta darbenin «kansız» gerçekleşmesi. Mussolini'nin kral tarafından kabul edildikten sonra sarayın önünde söylediği «Birkaç saate kadar bir bakanlığa değil bir hükümete sahip olacaksınız» sözleri de Türk basınına yansıyor.
Bölüm Türk basınının Mussolini'nin dış politikasına ilgisini de izliyor: İngiltere ve Fransa ile yakınlaşma arzusu, Lord Curzon ve Poincaré'ye gönderdiği «samimi» telgraflar, Paris'ten gelen «iki Latin kavmi arasındaki birliğin Avrupa medeniyetini kurtaracağı» telgrafı, Lozan'da İtalya'nın «adil» bir tavır takınacağı vaatleri. Türk tarafının beklentisi açık: Lozan'da İtalya'nın hangi tarafta duracağı. «Mussolini'nin Giderek Sertleşen Beyanları» kısmı ise ilk haftalardaki sessizliğin nasıl yavaş yavaş kaygıya dönüştüğünü gösteriyor.
Bu bölümün güçlü yanı aynı zamanda kitabın zayıf yanını da ortaya koyuyor. Bölüm açıkça süreli yayınlara dayanan akademik bir makale: dili Osmanlıca alıntılarla ağır, cümleler uzun, arşiv kaynakları ise metin içinde gösterilmiyor. Kitabın diğer bölümleri — örneğin faşizm teorileri — bambaşka bir üslupla, daha genel ve ansiklopedik bir dille yazılmış. Bu durum kitabın farklı kaynaklardan derlendiğini hissettiriyor ve «bir solukta» okuma vaadini zorlaştırıyor.
Buna rağmen bölüm faşizm konusunda Türkçe okur için nadir bir perspektif sunuyor: büyük bir tarihsel olaya dışarıdan, yeni kurulmakta olan bir devletin gazete sayfalarından bakmak. Mudanya, Lozan ve Milli Mücadele bağlamını İtalya penceresinden göstermesi de ilgi çekici. Faşizmi genel olarak öğrenmek isteyen okur ise teoriler ve Hitler bölümlerinden başlamalı, bu bölümü tarihsel bir ek olarak okumalı.
- Bölümler ayrı ayrı rejimlere ve düşünürlere ayrılmış
- Süreli yayınlardan ve siyasetçilerin konuşmalarından alıntılar
- Renkli fotoğraflar ve kenar sütunlarda kısa biyografiler
- Kitabın sonunda kaynakça ve çevirmenin kaynakları
Liderlik ve demagoji üzerine bir Türk yazarın denemeleri — sitemizde incelemesi var
Aynı seriden, 20. yüzyılın başka büyük bir ideolojisi üzerine — sitemizde incelemesi var
Aynı seriden, aynı format ve çevirmenle — sitemizde incelemesi var
Bölüm Türk basınının Mussolini'nin dış politikasına ilgisini de izler: onun İngiltere ve Fransa ile yakınlaşma isteği, Lord Curzon'a ve Poincaré'ye gönderdiği «samimi» telgraflar, Lozan Konferansı'nda İtalya'nın «adil» davranacağı vaatleri. Türk tarafının beklentisi açıktır: Lozan'da İtalya'nın haklının yanında durması.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.