Yeşil Yol
Uygun
- Stephen Kingin korku türünün dışında, insan psikolojisine ve adalet sistemine odaklanan eserlerini arayan okurlara
- Ölüm cezası, suç ve masumiyet gibi konularda duygusal, karakter odaklı bir hikâye isteyenlere
- Yavaş ilerleyen, atmosfere ve karakter derinliğine önem veren anlatımı sevenlere
- 1930lar Amerikasının Büyük Buhran döneminin sosyal bağlamıyla ilgilenenlere
Uygun değil
- Hızlı tempolu, aksiyon dolu gerilim arayan okurlara — kitap yavaş yavaş, ayrıntılı ilerliyor
- Klasik "korkutucu" King üslubu (canavarlar, açık doğaüstü dehşet) bekleyenlere — burada doğaüstü bir unsur var ama ton daha çok hüzünlü ve düşündürücü
- Çocuklara yönelik şiddet tasvirlerine karşı hassas okurlara (aşağıdaki uyarı bölümüne bakın)
Roman iki zaman düzleminde kurulu: yaşlı Paul Edgecombein bugünkü (yaklaşık 1996) bir huzurevindeki anıları, 1932de Cold Mountain hapishanesinin E Bloğunda yaşananları çerçeveliyor. Bu kurgu daha en baştan bir hüzün ve kaçınılmazlık duygusu katıyor — anlatan adamın her şeyi yaşayıp hayatta kaldığını biliyoruz ama bedelini henüz bilmiyoruz.
E Blok, diğer dört bloktan ayrı, tek kişilik hücrelerden oluşan, idam mahkûmlarına ayrılmış binadır. Ortasındaki geniş koridor zeytuni-sarı, bayat limon renkli muşambayla kaplıdır — diğer hapishanelerde "Son Yol" denen bu koridor, Cold Mountainda "Yeşil Yol" olarak anılır, çünkü yolun sonunda "Koca Elektrikli" lakaplı elektrikli sandalye beklemektedir.
John Coffey bloğa sonbaharda getirilir — iki metre üç santim boyunda, yüz elli-yüz yetmiş beş kiloluk devasa bir adam, zincire vurulmuş halde. Onu karşılayan gardiyan Percy Wetmore kibirli bir tavırla "Yürüyen ölü!" diye bağırsa da Paul onu hemen susturur. Coffeyin bakışları Paulu tedirgin eder — sanki uzaklarda, sakin bir yerde geziniyordur; konuşması cahilce değil ama eğitimli de değildir, gizemli bir güney aksanı taşır.
En tuhaf an ise Coffeyin ilk sorusudur: geceleri ışık açık mı bırakılıyor, çünkü bazen karanlıktan biraz korkuyormuş. Bu, koca, tehlikeli sayılan bir adama hiç yakışmayan, çocuksu bir soru olarak Paulu -ve okuru- ilk kez tereddüde düşürür: bu adam gerçekten iki çocuğu vahşice öldürmüş müdür?
Geriye dönüşle ikizlerin -Cora ile Kathe Dettericklerin- cinayeti ayrıntılı anlatılır: iki kız kardeş bir yaz gecesi evin verandasında yatarken kaybolur, aile ve komşular izlerini takip eder, sonunda ırmak kıyısında Coffeyi ikizlerin cesetlerini kucağında tutup gökyüzüne uluyarak bulurlar. Coffeyin söylediği tek cümle: "Elimde değildi. Geri almaya çalıştım ama çok geçti" -bu satır romanın hem ilk hem sonraki tekrarlanan anahtarlarından biridir.
Duruşma yirmi dakikadan kısa sürer, jüri kırk beş dakikada karar verir -dönemin, bölgenin ve Coffeyin ırksal konumunun ne kadar az şüpheye yer bıraktığı açıkça hissedilir. Paulun bloktaki diğer sakini, Fransız-Cajun kökenli Eduard "Del" Delacroix (küçük faresi Mr. Jinglesla birlikte) ve kaba, siyasi bağlantılarla bloğa sokulan Percy Wetmore de bu bölümde tanıtılır -sonraki trajedilerin tohumları çoktan ekilmiştir.
- Birinci tekil şahıs, geriye dönüşlü anlatı -yaşlı Paulun bugünkü sesiyle 1932nin olayları arasında sürekli gidip gelen kurgu
- Büyük Buhran dönemi Amerikan Güneyinin konuşma tarzı ve atmosferi özenle kurulmuş, ama argo okunurluğu zorlaştırmıyor
- Kinge özgü "sıradan ayrıntıdan dehşete" geçiş tekniği -gündelik ayrıntılar (idrar yolu enfeksiyonu, kavurucu temmuz sıcağı) trajik olaylarla yan yana konuyor
- Bölümler arası gerilim açık doğaüstü dehşetten değil, küçük, açıklanamayan ayrıntılardan (Coffeyin bakışları, karanlık korkusu) doğuyor
Aynı dönem Amerikan Güneyinde ırksal adaletsizlik ve mahkeme draması teması
Aynı yazarın, yine hapishane ortamında geçen, korku dışı bir diğer ünlü novellası
Kısa cevap: Detterick ikizlerini John Coffey değil, mahkûm William Wharton öldürmüştür. Paul bunu kanıtlayamaz ve Coffey 20 Kasım 1932'de elektrikli sandalyede idam edilir. Coffey'nin dokunuşu ise Paul'ü bir daha hastalanmayan ve çok uzun yaşayan birine dönüştürür: hikâyeyi yüz dört yaşında Georgia Pines huzurevinde yazar.
Coffey dokunarak hastalıkları iyileştirir. Paul'ün idrar yolu iltihabını böyle geçirmişti; Percy'nin ayağıyla ezdiği Mr. Jingles'ı da avuçlarında iyileştirir ve fareyi Delacroix'ya geri verir. Percy ise Delacroix'nın idamında başrolü almak ister (Müdür Moores bunu ona bir pazarlık olarak vaat etmişti) ve sandalyenin başlığındaki süngeri tuzlu suya batırmaz. Paul süngerin kuru olduğunu görür ama artık çok geçtir: Delacroix'nın ölümü uzun ve korkunç geçer.
Müdür Moores'un karısı Melinda beyin tümöründen ölmek üzeredir. Paul, Brutal, Harry ve Dean gece Coffey'yi gizlice hapishaneden çıkarıp onun evine götürürler; Wharton'a ilaç verip uyuturlar, Percy'yi de deli gömleğiyle tecrit odasına kapatırlar. Coffey, Melinda'yı ölümün eşiğinden geri getirir. Dönüşte parmaklıkların arasından Percy'yi yakalar ve Melinda'dan çektiği hastalığı ona aktarır. Percy tabancasını boşaltıp uyuyan Wharton'u öldürür, kendisi de bir daha hiçbir şeye tepki vermeyen, konuşmayan birine dönüşür. Paul ve arkadaşları soruşturmada yalnızca şunu söylerler: Percy aklını yitirip Wharton'u vurmuştur.
Janice'in ısrarıyla Paul, Wharton'un geçmişini araştırır. Wharton'un o yılın mayısında Detterick'lerin çiftliğinde «Will Bonney» adıyla üç gün çalıştığı, ahırı boyadığı, onlarla yemek yediği ortaya çıkar. Şerif yardımcısı McGee'nin kuşkuları vardır ama Şerif Cribus davayı yeniden açmak istemez. Paul bunları nasıl öğrendiklerini kimseye anlatamaz. Janice onlara Coffey'yi kaçırmalarını önerir, ama iki metrelik siyah bir adam çabucak yakalanır. Janice, Paul'e Coffey'yle konuşmasını söyler.
Coffey, Paul'e Wharton ona dokunduğunda ikizleri kimin öldürdüğünü gördüğünü söyler. Daha önce ormanda da görmüş ama unutmuştur. Wharton her kıza «ses çıkarırsan kardeşini öldürürüm» demiş; yani onları birbirlerine duydukları sevgiyle susturmuştur. Coffey, insanların birbirine bu kadar kötü davranmasından ve gördüğü, hissettiği acıdan yorulduğunu söyler, gitmek istediğini bildirir. İdam gecesi Detterick'ler ön sırada oturur. Coffey karanlıktan korktuğu için Paul ona maske takmaz, Şerif Cribus bağırınca da razı olmaz. Coffey'nin son sözleri: «Böyle olduğum için üzgünüm».
Hikâye sonunda Georgia Pines'a döner. Mr. Jingles yaşlanmıştır ama hayattadır; Paul onu Elaine'e tanıştırır. Brad Dolan onları ansızın yakalayınca fare ölür ve onu birlikte gömerler. Paul, Coffey'nin armağanının aynı zamanda bir lanet olabileceğini anlar: 1956'da bir otobüs kazasında karısı Janice kollarında ölür, kendisi ise çizik bile almadan kurtulur. Elaine üç ay sonra yatağında ölür. Paul, bazen kurtulmakla lanetlenmek arasında hiçbir fark olmadığını yazar.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.