Körlük
Uygun
- Alegorik, felsefi ağırlıklı distopik edebiyatı sevenlere
- Saramago'nun eşsiz, noktalama işaretsiz, kesintisiz üslubuna açık okurlara
- Medeniyetin "ince tabakası" temasını işleyen eserlere ilgi duyanlara
- Ağır, rahatsız edici ama edebi olarak son derece güçlü metinlerden çekinmeyenlere
Uygun değil
- Hafif, rahatlatıcı bir okuma arayanlara — roman giderek ağırlaşan, tedirgin edici bir atmosfere sahip
- Geleneksel diyalog işaretlemesi (tırnak, tire) bekleyen, Saramago'nun uzun, noktalama işaretsiz cümlelerini takip etmekte zorlanan okurlara
- Şiddet ve insan onurunun aşağılanması temalarına karşı hassas okurlara (romanın ilerleyen bölümlerinde)
Roman çarpıcı bir sahneyle açılıyor: sıradan bir adam arabasını sürerken, yeşil ışık yanar yanmaz birdenbire görme yetisini kaybediyor — ama karanlığa değil, "süt denizine batmış gibi" bembeyaz bir sise. Etraftakiler ona yardım etmeye çalışıyor, bir "yabancı" onu evine götürmeyi teklif ediyor — sonra da arabasını çalıyor. Bu küçük ihanet, romanın ana temasını — kriz anında insan karakterinin nasıl açığa çıkacağını — daha ilk sayfalarda işaret ediyor.
Kör adam ertesi gün göz doktoruna başvuruyor. Doktor hiçbir fiziksel kusur bulamıyor — gözler tamamen sağlıklı, ama adam hiçbir şey görmüyor. Aynı gün doktorun muayenehanesindeki diğer hastalar (koyu gözlüklü genç kadın, şaşı çocuk, bir gözü bantlı yaşlı adam) da tasvir ediliyor — onların da kısa süre sonra aynı "beyaz hastalığa" yakalanacağı sonradan anlaşılıyor.
Birkaç gün içinde hastalık patlama şeklinde yayılıyor: önce araba hırsızı, sonra doktorun kendisi, sonra muayenehanedeki diğer hastalar körleşiyor. Saramago bu yayılmayı belgesel, neredeyse klinik bir kesinlikle betimliyor — her yeni "körleşme" vakası bir öncekinden daha fazla tedirginlik yaratıyor.
Hükümet, salgının önüne geçmek için sert bir karar alıyor: tüm hastalar (ve onlarla temas edenler) şehir dışında, artık kullanılmayan eski bir akıl hastanesine tecrit edilecek. Muayenehane sahnesinde bakanlık yetkilileri arasında bu kararın nasıl alındığı soğuk, bürokratik bir dille, neredeyse ironik biçimde anlatılıyor — bu, romanın iktidar kurumlarına yönelik eleştirisinin ilk net işareti.
Bölüm, karakterlerin (hâlâ isimsiz — "kör adam", "doktor", "koyu gözlüklü kadın" gibi işlevsel adlarla anılıyorlar) otobüsle akıl hastanesine götürülmesiyle sona eriyor — her biri kendi ailesinden, sıradan hayatından aniden koparılmış halde.
- Saramago'nun ünlü üslubu: tırnak işareti ve tire olmadan, virgülle ayrılan kesintisiz diyaloglar — okuru kimin konuştuğunu dikkatle takip etmeye zorluyor
- Hiçbir karakterin adı yok — hepsi işlevi veya dış görünüşüyle anılıyor ("doktor", "koyu gözlüklü kadın", "hırsız") — bu, alegorinin evrenselliğini güçlendiriyor
- Uzun, dolambaçlı cümleler, klinik kesinlikle yazılmış betimlemeler — olayların hızla kötüleşmesini soğukkanlı bir tonda aktarıyor
- Epigraf ("Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, gözle") romanın ana temasını — pasif görme ile aktif anlama arasındaki farkı — daha en baştan işaret ediyor
Benzer alegorik salgın kurgusu, insan toplumunun kriz anında nasıl davrandığını inceleyen felsefi roman
İzole bir grubun medeniyet normlarından nasıl uzaklaştığını gösteren, benzer karanlık bir alegori
Kısa cevap: karantinada silahlı bir kör çete yiyeceğe el koyar, önce değerli eşya, sonra kadın ister. Gözleri gören tek kişi, yani doktorun karısı, çetenin elebaşını makasla öldürür; ardından tımarhane yanar ve oradan çıkan körler askerlerin gittiğini görür. Kitabın sonunda körlük açıklanamayan biçimde tek tek geçer, ama doktorun karısı gökyüzünü bembeyaz görüp korkar.
Tımarhanede yiyecek önce herkese ortak dağıtılıyordu. Sonra silahlı kör çete dağıtımı ele geçirir, para, saat ve mücevher ister, bütün koğuşları onlara teslim olmaya zorlar. Bir hafta sonra yiyecek karşılığında kadın isterler. Doktorun karısı, koyu renk gözlüklü genç kız ve öteki kadınlar zorunlu olarak giderler; kadınlar tecavüze uğrar. Uykusuz kadın o geceden sonra tımarhanenin girişinde ölür.
Çetenin elebaşı bir sonraki sefer daha fazla kadın isteyince doktorun karısı kadınların ardından gider ve elebaşını boğazından makasla vurup öldürür. Kargaşada kör muhasebeci onun tabancasını alıp kendini yeni başkan ilan eder. Çete yiyeceği keser, askerler de yiyecek getirmeyi bırakır. Kalan körler çetenin koğuşuna saldırır, ama tabancanın ateşiyle iki kişi ölür.
Başka bir koğuştan, çakmağı olan bir kadın, çetenin koğuşunun kapısına yığılmış yatakların şiltelerini tutuşturur. Çete yanar, kadın da alevden kurtulamaz, yangın bütün binaya yayılır. Körler binadan kaçar, doktorun karısı ise kapıda asker göremez: askerler gitmiştir ve görünüşe göre onlar da kör olmuştur. Çatı çöker, ana kapı açılır ve tımarhanenin sakinleri sokağa çıkar.
Doktorun karısı, kocası ve grupla bir evde yerleşir. Orada koyu renk gözlüklü genç kız ile gözü siyah bantlı yaşlı adam birlikte yaşamaya karar verir. Süpermarketin bodrumunda ölüler bulunur, kilisede ise bütün resimlerin ve heykellerin gözleri beyaz bantla bağlanmıştır. Sonra ilk kör görme yetisini geri kazanır, onu koyu renk gözlüklü genç kız, yaşlı adam ve doktor izler. Doktor nedenini bilmediğini, belki bir gün bulunacağını söyler; doktorun karısı ise gökyüzünü bembeyaz görüp «sıra bana geldi» diye düşünür, kentin hâlâ orada olduğunu görünce kendine gelir.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.