Gizli Emir
Uygun
- Kafka'yı, Beckett'i ve siyasi alegoriyi sevenlere
- 1960–70'lerin Türkiye'sinin siyasi atmosferine ilgi duyanlara
- Bürokrasi hicvinden hoşlananlara
Uygun değil
- Net bir olay örgüsü ve gerçek tarihsel arka plan arayanlara
- Uzun felsefi diyaloglardan yorulanlara
- Şiddet betimlemelerine duyarlı okurlara
Roman tuhaf bir sessizlikle açılıyor: sanki kentin üstüne kocaman bir göktaşı oturmuş, insanlar uyuyan bir canavarı uyandırmaktan korkarcasına ayaklarının ucuna basarak yürüyor. Ayakkabı boyacısı, umumi helanın bekçisi ve kahve sahibi arasındaki ilk konuşma bütün kitabın anahtarı: «Emir gelecekmiş. Gizli emirmiş. Gizli olunca biz duymayız elbet.» Kahveci her gün çırağını gazeteye yolluyor ki emrin gelip gelmediğini öğrensin. Saralı bir genç evlenmek için emri bekliyor. Herkesin özel hayatı bu görünmez karara bağlanmış.
En iyi karakterlerden biri gazetenin kapıcısı «Gel de yazma Veli Bey». Kendini gerçek bir gazeteci sayıyor, otobüste «muhabirim» diyor. Üç gün önce gazete basıldığında küçük odasının kapısını kilitleyip telefonla yazı işlerine olanları saniye saniye anlatmış. Ertesi gün haberde baskıncıların sayısı elli değil dört yüz olarak yazılmış, «kahrolsun» sözünün yerine «alçaklar, namussuzlar» konmuş. Yukarı çıktığında ise ona o sırada orada kimsenin olmadığını, kimseyle konuşmadığını söylüyorlar. Bu epizot medyada hakikatin nasıl üretildiğine dair küçük ama çok keskin bir hikâye.
Mütercim Efdal'in hikâyesi kitabın en ağır sayfaları. Bir arkadaşının evinden gitarasıyla dönerken silahlı bir çeteyle gençlerin arasında kalıyor, A.Y.O.T. görevlileri seyirci kalıyor, kapılar açılmıyor. Dayak yiye yiye teşkilatın binasına sığınıyor ama orada da kimden dayak yediğini anlamıyor. Bir yıl akıl hastanesinde yatıyor ve çıktığında her yere «karakol» diyor — hastanelere, bankalara, elçiliklere. Anday şiddeti kanla ve dehşetle değil, absürdün soğuk diliyle yazıyor ve bu etkisini daha da artırıyor.
Romanın merkezinde Başyazar Kutsi'nin odasındaki toplantı duruyor. Altı kişi — Siyasetçi Ahmet, eski bakanlardan Fazlı, Doktor Amil, Yazar Şermin, Mühendis Fasih ve Kutsi'nin kendisi — üç gün kapalı odada, perdeleri çekip telefonun başında emri bekliyor. Kimin nerede yemek yiyeceği, odacının kapıda kalıp kalmayacağı, notların «tutanak» sayılıp sayılmayacağı saatlerce tartışılıyor. Fazlı yalnızca bir gün bakanlık yapmış, Ahmet kendini «lider doğmuş» sayıyor, Şermin ise kocası Baykuş çetesince öldürüldüğünden beri durup dururken çığlık atıyor. Bu sahneler siyasi örgütlerin iç hayatına yazılmış en isabetli hicivlerden biri.
Üçüncü bölüm bambaşka bir tonda: otuz yaşında, okumuş, güzel bir kadın — ressam Macit'in dul eşi Nigar — A.Y.O.T. direktörüne gelip onu bir geneleve yazdırmasını rica ediyor. Direktör genelevlerin kapatıldığını söylüyor, sonra bu «muammayı» kaçırmamak için kadını alıkoyup ona olağanüstü durumun «olağan» sayılması gerektiğine dair kuramını anlatıyor. Kadın «Çıkışlar Bölümü»ne gönderiliyor; orada ona çıkmak için dört numaralı odadan izin kâğıdı gerektiğini, o odanın da bu akşam ek çalışma yapmadığını söylüyorlar. Kafka'nın «Şato»suna en yakın sayfalar bunlar.
Dördüncü bölümde heykeltıraş Nizam'ın atölyesinde sergi hazırlığı var. A.Y.O.T. müfettişleri merdivenleri ölçüyor, «saldırganlar nasıl geçecek?» diye soruyor. Eleştirmen Hulusi ile ressam Ülkü arasındaki «işkence kentinde sanat gerekli mi?» tartışması romanın düşünsel doruğu. Zayıf yan da burada: bu diyaloglar uzun, soyut ve zaman zaman bir ders gibi. Yine de «Gizli Emir», Türk romanında siyasi alegorinin en cesur örneklerinden biri.
- Absürt durumu tümüyle ciddi bir tonla anlatan soğuk ironi
- Küçük epizotlardan kurulan, birbirine bağlı karakterler ağı
- Siyasi laf kalabalığının dilini kusursuz taklit eden diyaloglar
Yazarın ilk romanı
Bitmeyen bürokrasi ve hiç gelmeyen karar
Gelmeyen birini bekleyen insanların absürdü
Başyazarın odasındaki bekleyiş üçüncü gün çatlıyor. Mühendis Fasih soruyor: emri kim gönderecek, bizi buraya kim topladı? Kimse cevap veremiyor; herkesin «kendiliğinden geldiği» anlaşılıyor. Siyasetçi Ahmet ona «yorgunsun» diyor, Fasih onun gırtlağına sarılıyor ve «sen bir alçaksın!» diye bağırarak odayı terk ediyor. Ahmet ise sakin sakin ilan ediyor: «Bize bir hain lazımdı, aylardır bekliyordum. Artık her şey tamam.» Emir yine gelmiyor, Ahmet toplantıyı dağıtıyor. Kutsi yalnız kaldığında odacı iki gündür onu adını vermeyen bir adamın beklediğini söylüyor. Sonra Ahmet heykeltıraş Nizam'a gelip «mühendis Fasih yoktur artık» diyor ve bunu «güzel» buluyor: «Bir hainimiz var artık.»
Nigar direktöre kocasının üçüncü enfarktüste öldüğünü söylüyor. Direktör hemen adamlarını gönderip Macit'in arkadaşı heykeltıraş Nizam'ı bulup getirmelerini emrediyor. Nizam sergi hazırlığının ortasında «Genel Direktörün emri var, sizi istiyorlar» sözleriyle götürülüyor. Direktör ona sergiyi koruyacaklarını söylüyor; Nizam ise sonunda yıllardır içinde tuttuğunu haykırıyor: Mütercim Efdal'in aklını kaçırmasına yol açan olayların üzerinden ne geçti, gençlere kıyan çeteleri neden ortadan kaldırmadınız, hiç değilse tarafsız kalabildiniz mi?
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.