Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum
Uygun
- İstihbaratın filmlerdeki gibi değil, gerçek gündelik işleyişini görmek isteyenlere
- Orta Doğu siyaseti ve 11 Eylül'e kadarki yıllarla ilgilenenlere
- Bürokrasi, kariyer ve vicdan arasındaki çelişkiler üzerine okumayı sevenlere
Uygun değil
- Farklı tarafları dengeleyen bir tarih araştırması arayanlara: bu tek bir kişinin anıları
- Çok sayıda isim, kurum ve kısaltma arasında kaybolanlara
- James Bond tarzı bir macera romanı bekleyenlere: aksiyon az, ofis savaşları çok
Giriş 1994 sonunda başlıyor. Baer Amman ile Washington arasında Saddam Hüseyin muhalifleriyle görüşmelere uçuyor, arada Londra'nın Arap mahallesi Edgware Road'da dolaşıyor. Kitapçılarda ABD'ye karşı açıkça şiddet çağrısı yapan radikal broşürler satılıyor, adres olarak da Avrupa'daki posta kutuları gösteriliyor. CIA'in Londra ofisinde ise Arapça bilen tek bir kişi bile yok. Yazarın temel iddiası buradan geliyor: 1990'larda teşkilat Avrupa ve Orta Doğu'da küçülüyor, ajanların çoğu işten çıkarılıyor, herkes uydulara ve teknolojiye güveniyor. Bu yüzden Hamburg'daki camilerde Muhammed Atta'nın ne hazırladığını haber verecek bir kaynak olmamış.
Girişin ikinci yarısı tutkulu bir iddianame. Baer, 11 Eylül'ün tek bir hatanın değil, birçok hatanın sonucu olduğunu yazıyor. Müttefik istihbaratlar da ABD'yi yüzüstü bırakmış, en kötüsü ise Amerikalılar kendilerini yüzüstü bırakmış. O gün Beyaz Saray'ın tek savunma hattı CIA ya da FBI değil, United Havayolları'nın 93 sefer sayılı uçağının yolcuları olmuş. Yazar buna öfkelendiğini saklamıyor ve okurun da öfkelenmesini istiyor. Aynı zamanda kendi hatalarını da yazacağına söz veriyor, adının Clinton'ın seçim kampanyası skandalına karıştığını kabul ediyor.
Birinci kısım dramatik bir sahneyle açılıyor. 15 Mart 1995, Langley: Kuzey Irak'tan yeni dönmüş, saçını bile kestirmeye vakit bulamamış Baer amirinin odasına çağrılıyor ve yukarıda onu iki FBI ajanının beklediğini öğreniyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı Tony Lake, FBI'a Baer hakkında Saddam Hüseyin'e suikast girişimi nedeniyle soruşturma başlatılmasını emretmiş. En absürt ayrıntı şu: soruşturulan Baer, ama odadaki avukat CIA'i temsil ediyor.
Sorgu sahnesi kitabın en iyi yazılmış kısımlarından. Ajanlardan biri Baer'in 1986'da Almanya'da birlikte çalıştığı bir tanıdık. Ona Robert Pope adlı birinin yönettiği bir suikast «timi» hakkında bir rapor gösteriliyor. Baer kısa «evet» ve «hayır»larla cevap veriyor, avukat tutmayı reddediyor, çünkü maaşı uzun bir sürece yetmez. Sonunda yalan makinesine girmeyi kabul ediyor. Yazarın dediğine göre Robert Pope adında biri hiç yok.
Sonra kitap 1962'ye, Los Angeles'a dönüyor. Dokuz yaşındaki Robert'ın annesi, boşanmanın eşiğinde onu okuldan alıp Avrupa'ya götürüyor. Küba Füze Krizi sırasında Berlin'de kalıyorlar, bir Sovyet konsolosundan kedileriyle birlikte Moskova'ya gitmek için vize istiyorlar. Sonra Aspen geliyor: kayak Robert'ın hayatının tutkusu oluyor, bir baharda okula yalnızca altı gün gidiyor ve bütün notları «F» geliyor. Annesi onu pizzacıda bulup askerî okula gönderiyor. 1968 Mayıs'ında Paris gösterileri, Prag ve Culver Askerî Akademisi. Bu sayfalar hem komik hem de yazarın sonraki «yabancı dünyalara uyum» yeteneğinin nereden geldiğini açıklıyor.
Gençlik yılları da aynı mizahla anlatılıyor. Georgetown'da Baer motosikletle üniversite binasının salonuna, final haftasında kütüphanenin okuma salonuna giriyor. Bunu uzaktan izleyen öğrencilerden biri, geleceğin CIA başkanı George Tenet oluyor. 1976'da San Francisco'da iş ararken arkadaşı şakayla «CIA'e başvur» diyor. Senato'daki Church komitesinin CIA skandallarıyla dolu yıllarında Baer teşkilatı gizemli bir tarikat gibi görüyor, uzun formu dolduruyor ve sınava giriyor. Bir ay sonra perdeleri kapalı bir otel odasında Jim Scott adlı biriyle ilk mülakata çağrılıyor.
- Keskin, ironik, birinci tekil şahıs gazeteci dili
- Sahneleri film gibi «tarih, şehir» başlıklarıyla açan yapı
- CIA sansürünün metinde görünen izleri
- Saha işini Washington bürokrasisiyle karşılaştıran iki katmanlı anlatı
CIA, Afganistan ve 11 Eylül'e giden yolun Pulitzer ödüllü tarihi
İstihbarat servislerinin 11 Eylül öncesi başarısızlıklarını izliyor
Gerçek bir casusluk operasyonunu roman gibi anlatan belgesel kitap
Rapora göre Şubat 1995 sonunda Kuzey Irak'ta Iraklı muhalif lider Ahmed Çelebi, İran istihbaratından iki ajanla görüşüyor ve Washington'un Saddam'ı öldürmeye karar verdiğini, bunun için Robert Pope adlı birinin başında olduğu bir «tim» gönderdiğini söylüyor. Çelebi telefona çağrılınca masada sözde Ulusal Güvenlik Konseyi antetli kâğıdına yazılmış bir mektup kalıyor, İranlılar da onu okuyor. Baer'e göre bunların hepsi uydurmaydı. Robert Pope yoktu, mektup sahteydi ve amaç İran'ı muhalefeti desteklemeye ikna etmekti. Ama tuzağa İranlılar değil, Washington düşmüş. Baer'e göre Lake Orta Doğu'daki oyunları bilmiyordu ama Washington'u iyi biliyordu: birinin hesap vermesi gerekiyordu ve o kişi CIA'in Kuzey Irak'taki adamı oldu.
Sorgudan sonra FBI ajanı koridorda Baer'e fısıldıyor: savcılar suçlama için olağan CIA yasağı yerine federal yasanın 1952 ve 1958. maddelerini, yani «kiralık katil» maddelerini kullanmış. Baer daha sonra bu maddelerdeki en ağır cezanın müebbet hapis ya da idam olduğunu öğreniyor. Bölüm burada bitiyor: yirmi yıl teşkilata hizmet etmiş bir adam, kurumunun ona sırt çevirdiğini anlıyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.