Yaşamın Kıyısında
Uygun
- Dağcılık, dalgıçlık, kutup yolculuğu ve uzayla ilgilenenlere
- İnsan bedeninin nasıl çalıştığını hikâyeler üzerinden öğrenmek isteyenlere
- Tıp ve biyoloji öğrencilerine hafif ama titiz bir ek okuma olarak
Uygun değil
- En yeni araştırmaları ve güncel rekorları arayanlara: kitap 2000 tarihli
- Somut bir hayatta kalma kılavuzu bekleyenlere: bu bir rehber değil, bilimsel açıklama
- İnsan ve hayvan deneylerinin anlatımından rahatsız olanlara
Giriş Kasım 1999'daki bir trajediyle açılıyor. Golf şampiyonu Payne Stewart ve yanındaki dört kişi bir Learjet'te hayatını kaybediyor. Yaklaşık 11.300 metrede kabin basıncı boşalıyor, yolcular oksijensizlikten ölüyor, uçak ise otomatik pilotta yakıtı bitene kadar uçuyor. Yazar buradan temel fikrini çıkarıyor: hepimiz her gün, çoğu zaman farkında olmadan hayatın kıyısında yaşıyoruz. Yaşama elverişsiz yüksekliklerde uçuyor, buzlu sulara giriyor, dalış yapıyoruz. Kitabın soruları da bunlar: derin dondurucunun kapısı üzerinize kilitlendiğinde, buzun altında sıkıştığınızda, susuz bir çölde neler olur?
Girişin en dürüst kısmı insan deneylerine ilişkin. Fizyologlar tehlikeyi önce kendi üzerlerinde denemiş. Ünlü bilim insanı J. B. S. Haldane dört yaşından beri babasının deneği olduğunu söylemiş ve sonra kendisi de seçkin bir fizyolog olmuş. Ama yazar karanlık yüzü de saklamıyor: Dachau toplama kampındaki Nazi deneyleri, savaş esirleri üzerindeki deneyler. Batı'da da infazın ertelenmesi karşılığında «gönüllü» olan hükümlüler kullanılmış. Ashcroft bunun gerçek bir seçim olmadığını açıkça yazıyor.
Kilimanjaro denemesi kitabın en kişisel sayfaları. Yazar tropik ormandan yola çıkıp dev bitkilerin arasından tırmanıyor, 4.600 metrede uykusuz ve baş ağrısıyla bir gece geçiriyor. Sabah saat ikide volkan konisine tırmanış başlıyor, burada üç adım tırmanıp iki adım geri kayıyor. Grubun en güçlü üyesi yolda yığılıp geri dönmek zorunda kalıyor. Bu, dağ hastalığının kimi vuracağını önceden söylemenin mümkün olmadığını gösteriyor.
Birinci bölüm bir soruyla başlıyor: deniz seviyesinden Everest'in zirvesine bir anda çıkarılsanız, saniyeler içinde bilincinizi kaybedersiniz. Peki Peter Habeler ve Reinhold Messner oraya oksijensiz nasıl çıktı? Cevap için yazar tarihe dönüyor. MÖ 1. yüzyıla ait bir Çin kaynağı «Büyük Bela Dağı» ve «Küçük Bela Dağı»nda insanların ve hayvanların baş ağrısı ve kusmasından söz ediyor. 1590'da İspanyol rahip José de Acosta And Dağları'nda havanın «o kadar ince olduğunu ki ne kadar soluksan yetmediğini» anlatıyor.
Bölümün ortasında yazar insanın yaşayabileceği sınırı gösteriyor. Yüksek dağlık bölgelerde, çoğu And Dağları, Himalayalar ve Etiyopya'da olmak üzere, yaklaşık 15 milyon insan yaşıyor. İnsanın kalıcı olarak yerleştiği en yüksek yer And Dağları'ndaki Aucanquilcha'da, 5.340 metredeki bir madenci yerleşimi. Kükürt madeni 5.800 metrede olsa da madenciler daha yüksekte uyumak yerine her gün fazladan 460 metre tırmanmayı seçmiş. Dağ hastalığının asıl nedeninin oksijen azlığı olduğunu ise ilk kez Fransız fizyolog Paul Bert kanıtlamış. Sorbonne'da içinde bir insanın rahatça oturabileceği bir basınç odası kurmuş.
En ilginç sayfalar İnkalar ve İspanyollar üzerine. İnkaların iki ordusu varmış: biri uyum sağlasın diye sürekli yüksekte tutulur, diğeri sahilde savaşırmış. İspanyollar 4.000 metrede Potosí şehrini kurmuş, ama çocukları doğumdan sonraki ilk iki hafta içinde ölüyormuş. Şehrin kuruluşundan elli üç yıl sonra, 1598 Noel arifesinde doğup yaşayan ilk İspanyol bebek bir «mucize» sayılmış. Sonra balon pilotları geliyor. 1862'de meteorolog James Glaisher bayılıyor, Henry Coxwell ise elleri tutmadığı için tahliye kordonunu dişiyle çekip balonu indiriyor.
- Kişisel deneyimi tarihî hikâye ve bilimsel açıklamayla birleştiren yapı
- Keşiflerin ardındaki renkli karakterlere dikkat
- Karmaşık fizyolojiyi gündelik örneklerle açan berrak dil
- Trajedileri sansasyonsuz, ders olarak anlatan ton
1996 Everest faciasının tanık gözünden anlatımı
Uzayda bir yıl: kitabın «Son Sınır» bölümünün canlı devamı
Serbest dalış ve insanın derinliğe uyumu üzerine güncel bir kitap
Krater kenarına vardığında yazarın başına sanki bıçaklar saplanıyor, gözünün önünde siyah noktalar uçuşuyor. Cambridge'de dağ hastalığı üzerine dinlediği bir dersi hatırlamaya çalışıyor ama hatırlayamıyor. Sonra krater buzlarının kenarında sarı gözlü bir kar leoparı görüyor. Ashcroft bunun beyninin oksijensizlikten devre dışı kalmaya başlamasının işareti olduğunu anlıyor ve aşağı kaçıyor. Beş saatlik yolu yarım saatte iniyor. Bir hafta önce aynı rotada iki kişi dağ hastalığından ölmüş. Yazar kendini açıkça eleştiriyor: 5.895 metreyi üç buçuk günde tırmanmak aptalcaydı.
1875'te Sivel, Tissandier ve Croce-Spinelli Zenith balonuyla 8.000 metrenin üzerine çıkıyor. Yanlarında az oksijen olduğu için onu yalnızca gerektiğinde kullanmaya karar veriyorlar. Ama oksijen yoksunluğunun kendine özgü «iyilik hissi» yüzünden kimse maskeye uzanmıyor ve hepsi bayılıyor. Kendine gelenler bulanık bir zihinle daha fazla safra atıyor, balon daha da yükseliyor. Hayatta kalan tek kişi Tissandier oluyor. Sonradan acı olmadığını, tersine insanın içinin sevinçle dolduğunu ve tehlikeye aldırmadığını yazıyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.