Hayat Okulu Rehberi
Uygun
- Kişisel gelişim türüyle ilk kez tanışan okurlara
- Hayatını basit bir planla düzene sokmak isteyenlere
- Hekim gözüyle gündelik stres hikâyeleri okumak isteyenlere
Uygun değil
- Bilimsel kanıta dayalı bir psikoloji kitabı arayanlara
- Depresyon ya da kaygı bozukluğu için yardım arayanlara
- Motivasyon sloganlarından yorulmuş okurlara
Kitabın en güçlü sayfaları yazarın mesleğinden geliyor. Acil servis, onun deyişiyle, «minyatür bir dünya». Göğsü sıkışan, elleri uyuşan genç kadının yakınması stres kaynaklı ve hekim onu psikiyatriye yönlendiriyor — ama «zaten psikiyatriste gittim, sakinleştirici kullanıyorum, hâlâ huzursuzum» diyen insana ne diyeceksiniz? Üniversite sınavından korkan, gece gündüz masa başında oturup hiçbir şey anlamayan genç. Elli yaşında işsiz kalıp sedyede hüngür hüngür ağlayan adam: «Bu insana sakinleştirici vermekle tüm sorunlarını çözmeniz mümkün değil.» Bu gözlemler samimi ve etkileyici.
Yazarın ana tezi basit: yüzlerce farklı şikâyetin arkasında ortak bir şey var — mutsuzluk; onun nedeni de «yanlış yaşanan bir hayat». Dolayısıyla çözüm de ortak: doğru yaşanan bir hayat. Yazar, hekim olmak için yirmi yılı aşan sistemli bir eğitimden geçtiğimizi, ehliyet için kursa gittiğimizi, ama hayatı yaşamayı kimsenin öğretmediğini söylüyor. Bernard Shaw'un «Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim» sözü programın sloganı: on yaşındaki bir çocuğa hayatın en önemli kurallarını anlatan bir rehber olsaydı, çok şey farklı olurdu. Yazar mutluluğu istemeyi dilenci ile emekçi arasındaki farka benzetiyor: dilenci yol kenarında oturup birinin elli kuruş atmasını bekler, emekçi ise sabah erkenden işe gider ve ay sonunda hakkını alır. Mutluluk da, ona göre, bedeli ödendiğinde gelen bir «ücrettir».
Kitaptaki en iyi metafor yazarın kendi hayatından. Yirmili yaşlarında, üniversitedeyken bir arkadaşının yeni gözlüğünü merakla takıyor ve dünyanın birden ne kadar net göründüğüne şaşırıyor: yalnızca 0,50 derece miyopmuş. Katarakt ameliyatından sonra «Dünyamı aydınlattınız Doktor Bey!» diyen hastalar da aynı: bulanık görme yavaş yavaş geldiği için insan onu normal sanıyor. Yazara göre hayata da çoğu zaman «puslu bir camın ardından» bakıyoruz ve yalnızca doğru bir gözlük — bazen bir kitap, bazen bir dost — gerekiyor.
Hedefler bölümü ise tanıdık formüllerden oluşuyor: hedefi yazılı hale getir, gözünde canlandır, «başkası başardıysa ben de başarabilirim», başarısızların fikirlerine kulak asma, «başarı bulaşıcıdır». En ciddi sorun burada ortaya çıkıyor: yazar Yale Üniversitesi mezunlarının yalnızca %3'ünün yazılı hedefi olduğunu ve yirmi yıl sonra hemen hepsinin hedeflerine ulaştığını iddia ediyor. Bu «araştırma» hiç yapılmadı; araştırmacılar böyle bir çalışmanın bulunmadığını çoktan gösterdi. «Beynin sağ lobunu geliştirip dahiler gibi düşünmek» fikri de popüler bir efsane.
Daha kaygı verici bir nokta da var. Yazar şöyle diyor: «Mutsuzsanız bu sizin yüzünüzdendir. Siz mutlu olmayı istediğiniz takdirde kimse sizi mutsuz edemez.» Antidepresan tedavisini yarıda bırakan hastalardan söz eden ve psikiyatristten bir şey beklememeyi öğütleyen cümleler gerçekten depresyon yaşayan bir okuru yanlış yönlendirebilir. Oysa yazar, işsiz adamın sorununun hapla çözülemeyeceğini kendisi yazıyor — yani mutsuzluğun toplumsal nedenleri de var. Bu çelişki kitap boyunca çözülmüyor.
Dil sade ve sıcak, bölümler kısa, alıntılar — Montaigne'den Lao Tzu'ya, Nietzsche'den Mevlana'ya — bol. Kitap dindar bir hayat görüşüyle yazılmış ve programın son bölümü dine ayrılmış. metnin Türkçe harfleri kaybolmuş. Sonuçta «Hayat Okulu Rehberi» iyi niyetli ama çok genel bir kitap: hekimin gözlemleri onu okumaya değer kılıyor, iddiaları ise mutlaka sorgulanmalı.
- Acil servisten canlı, insani gözlemler
- Hayatı otomobil yolculuğuna benzeten açık bir yapı
- Sade, sıcak ve hızlı okunan bir dil
Hayatı ilkeler ve hedeflerle kurmak üzerine bir klasik
Sağlıklı ve anlamlı bir hayat üzerine daha bilimsel bir kitap
Aynı türde mutluluk ve başarı üzerine bir öğüt kitabı
Bölümün ikinci yarısında yazar «fert olabilmek» kavramını öne çıkarıyor: mutlu olmanın yolu yaratılış amacımıza uygun bir hayat sürmek, bu da insanın kendine güvenmesi ve yeteneklerini geliştirmesiyle mümkün. Hedeflerimizi toplum, medya ya da reklamcılar belirlediğinde kendimiz olamayız; para, şöhret ve kariyer peşinde koşanlar başkalarının seçtiği hedeflerin esiri. Yazar Üstün Dökmen'in sözünü hatırlatıyor: «Hayatınızın başlangıcından sorumlu değilsiniz ama finalinden sorumlusunuz.» Hedefler yazılı olmalı, takvime bağlanmalı ve her gün denetlenmeli. Yazar okuru hemen başlamaya çağırıyor: «Şimdi değilse ne zaman?»
Bölüm en önemli soruyla bitiyor: «Neden yaşıyoruz? Yaşama gayemiz nedir?» Yazar Nietzsche'nin «Yaşamak için bir nedeni olan her şeye katlanır» sözünü aktarıyor ve gayemiz ne kadar büyükse, bizi çevremizdekilerin sorun ettiği küçük kaygılardan — geçim sıkıntısından, başkalarının düşüncelerinden, mevki kaygısından — o kadar koruyacağını söylüyor. Para, mal, şan ve şöhretin gelip geçici olduğunu anlamak için yaşlanmayı beklememek gerekiyor. Son paragraflar insan bedeninin mucizesine ayrılmış: uzaya yolcu taşıdığımız yirmi birinci yüzyılda bile insan vücudunun bir benzeri yapılamadı.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.