Kış Masalı
Uygun
- Büyülü gerçekçiliği, uzun ve şiirsel cümleleri seven okurlara
- Eski New York, kar, buz ve şehir efsaneleriyle ilgilenenlere
- Büyük, «yavaş» romanlara zaman ayırmaya hazır olanlara
Uygun değil
- Hızlı, düz bir çizgide ilerleyen bir olay örgüsü bekleyenlere
- Yalnızca 2014 filmindeki aşk hikâyesini arayanlara: kitap ondan kat kat geniş
- Süslü, metafor yüklü dilden yorulanlara
Önsöz okuru bulutların arasından aşağıya, şehre «düşürüyor»: New York yukarıdan, beyaz bir kasırganın gözündeki küçük ve canlı bir böcek gibi görünüyor. Başka bir zamana, kış renklerinden oluşan bir tabloya iniyoruz. Bu birkaç satır romanın anahtarı. Helprin gerçekçi bir şehir romanı yazmıyor, şehrin kendisini bir mit olarak anlatıyor. Burada Bayonne Bataklığı'nın ötesinde her şeyi yutan canlı bir «bulut duvar» var, köprüler «inci dizileri» gibi parlıyor, atlar hep bir müzik duyuyormuş gibi yürüyor.
Birinci kısım belki de kitabın en güzel sahnesi. Şafaktan önce Brooklyn'deki sütçü ahırından kaçan beyaz at, bomboş Williamsburg Köprüsü'nden geçiyor, sonra Battery'deki altın ışığa ulaşmaya çalışıyor ama her caddede demir bir kapıyla karşılaşıyor. Tam o sırada karın içinde koşan bir adam beliriyor. Peşinde Pearly Soames'in Güdük Kuyruklar Çetesi var. Adam buzda düşüyor, başını çarpıyor, sonra barakanın arkasından bakan atı görüp yalvarıyor: «At! Lütfen!» At kendiliğinden ona doğru atılıyor ve Peter Lake sırtına sıçrıyor.
Sonraki kısım kovalamacayı şehir boyu bir şenliğe dönüştürüyor. Peter Lake Madison Meydanı'nda polisin şapkasını kapıyor, trafikten kurtulmak için bir tiyatroya giriyor; at orkestra çukurunun üstünden atlayıp İspanyol dansçı Caradelba'nın sahnesine iniyor, hırsız da şapkayı ona «şehrin sevgisinin nişanesi» diye hediye ediyor. Bataklığa kaçmak isterken Kuzey Feribotu'nun buzlu nehirde yandığını görüyor, kalabalığın içinde kestane kebap alıyor ve yeniden çeteden kaçmak zorunda kalıyor. Helprin en gergin anda bile mizahı elden bırakmıyor.
Bu kovalamacanın ardında üç yıl var. Peter Lake bir ev soyguncusu ve Manhattan dışında çalışmak ona «sıradanlığa boyun eğmek» gibi geliyor. Boston'a taşınmayı defalarca tartıyor ama orada çalmaya değer bir şey bulamıyor. Çete ise onu şafak karanlığında köhne merdivenlerde uyandırıyor, yemekten, kadınlardan, soygunlardan mahrum bırakıyor. Tek sığınak Bayonne Bataklığı. Oradaki Baymanlar o kadar korkutucu ki onları kanuna bağlamaya çalışan otuz polis şefi ve dedektif bulutların içinde yok olmuş, vali yardımcısı ise yatağında ikiye bölünmüş.
Pearly Soames'e ayrılan kısım kitabın en tuhaf portresi. Babasının bıçağından yüzünde yara izi kalan, bebeklerden ve sakatlardan nefret eden bu psikopatın bir zaafı var: renkler. Duvar boyacılarının karşısında saatlerce donup kalıyor, sonra ünlü galerilerden tablolar çaldırıyor. Tablolar gelince ise öfkeleniyor: hepsi kahverengi ve kara, «çamur». Ertesi gece tabloları yerine koydurtuyor, çerçevelere de bir not iliştirtiyor.
Beşinci kısım bambaşka bir dünyaya açılıyor. Gazete yayıncısı, balina gözleyerek büyümüş yaşlı Isaac Penn kızı Beverly için akşam vakti bir göz doktoru çağırmış. Doktor korka korka bekliyor, yan odada Mozart çalınıyor. Sonunda kapıda ateşten nefesi daralmış, altın sarısı saçlı genç bir kız beliriyor. Beverly sakin bir sesle doktorun dışarıda donan atının ahıra alınmasını hatırlatıyor, kendisi ise Dünya'nın yörüngesinden çıkıp sonsuz bir kışa düşeceği günü hayal ediyor. Aşk hikâyesinin de, trajedinin de buradan başlayacağı hissediliyor.
- Şehri canlı bir varlık gibi anlatan, şiire yakın uzun cümleler
- Fantastik öğeleri (bulut duvar, uçmaya hazır at) sıradan bir ayrıntı gibi sunan büyülü gerçekçilik
- En karanlık karakterlere bile mizah katan ironik dil
- Birkaç hikâye çizgisini zamanda ileri geri ören yapı
Büyünün gündelik hayatın parçası olduğu klasik büyülü gerçekçilik
20. yüzyıl başı New York'unu gerçek ve kurgu karakterlerle harmanlıyor
New York'a sevgiyle yazılmış, macera ile masalı birleştiren büyük roman
Peter Lake'in anne babası göçmen. Castle Garden'da ikisine de verem teşhisi konuyor ve Amerika'ya kabul edilmiyorlar. Geri dönecek gemide baba öfkeyle bir kapıyı kırıyor ve cam bir muhafazada «City of Justice» gemisinin bir metrelik maketini görüyor. Bütün gece maketin içine küçük bir yatak ve bir kapak yapıyorlar, şafakta bebeklerini içine koyup suya bırakıyorlar. Minik gemi limanın dev gemileri arasından sağ salim geçip Bayonne Bataklığı'na varıyor.
Gemiyi balık tutan üç Bayman buluyor: bilge Humpstone John, Auriga Bootes ve Abysmillard. Humpstone John maketi palasıyla yumurta gibi ikiye bölüyor, bebeği havada yakalıyorlar. Çocuğa Peter adını veriyorlar, bulundukları yere göre de Lake soyadını ekliyorlar. On iki yaşına kadar bataklıkta büyüyor, aniden beliren samuray benzeri bir savaşçıyı ilk kılıç dövüşünde kaçırıyor. Sonra Baymanlar onu bilerek gönderiyor, çünkü o onlardan biri değil. Ona bir balık ağı, bir pala ve bir testi clam birası verip Manhattan'a yolluyorlar. Ayrılık ona ağır geliyor ama Baymanlar'ın amacı da bu: Manhattan'da hayatta kalabilmesi için acının ne olduğunu önceden öğrenmesi gerekiyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.