İçimizdeki Şeytan
Uygun
- 1940'lar İstanbul'unun sosyal ortamını (memur hayatı, aydın çevreleri, Boğaz vapurları) canlı görmek isteyen okurlara
- "Zayıf kahraman" arketipini — başarısızlıklarını sürekli dış nedenlere (burada gerçek anlamda "içindeki şeytana") yükleyen karakterleri — psikolojik derinlikle izlemek isteyenlere
- Sabahattin Ali'nin diğer eserlerini (mesela "Kürk Mantolu Madonna") seven, aynı yazarın daha az bilinen bir romanını keşfetmek isteyenlere
- Diyalog ağırlıklı, hızlı tempolu, sade dilde yazılmış klasik nesir arayanlara
Uygun değil
- Olayların hızla geliştiği, aksiyon dolu bir kurgu arayan okurlara — bu, karakter tahliline dayanan, yavaş tempolu bir romandır
- Kesin, sempatik bir başkahraman isteyen okurlara — Ömer kasıtlı olarak çelişkili, bazen dayanılmaz derecede iradesiz yazılmıştır
Roman Kadıköy'den Köprü'ye giden vapurun güvertesinde açılır — iki genç, tombul ve miyop Nihat ile zayıf, sinirli Ömer, gündelik sohbet ederler. Nihat üniversite hayatından, öğrencilerden bahsederken, Ömer birden "hayat beni sıkıyor" konusuna geçer — okula, işe, insanlara karşı derin bir gevşeklik, hatta ölümün "elimizden gelen tek gerçek iş" olduğuna dair sert bir monolog söyler.
Bu açılış monoloğu Ömer'in karakterinin anahtarıdır: zeki, konuşkan ama iradesiz — kendi pasifliğini felsefi bir "atalet" kanunundan ileri gelen bir kanunlılık gibi sunar. Sabahattin Ali bu içsel çelişkiyi — derin düşünen ama hiçbir şeyi hayata geçirmeyen genç — 1940'lar İstanbul'unun aydın çevresinin simgesi olarak çizer.
Nihat, arkadaşının bu "büyük laflarına" alışmış gibi, sohbeti pratik bir meseleye — akşam rakı içmek için para bulmaya — çevirir. Ömer, muhasebede çalıştığını, günü defter doldurarak geçirdiğini sade, hatta biraz kayıtsız bir tonla anlatır — bu, önceki felsefi patlamayla keskin bir tezat oluşturur ve yazarın genç kahramanın içsel parçalanmışlığını ne kadar ustaca gösterdiğini ortaya koyar.
Vapur limana yaklaşırken, Ömer aniden hareketsizleşir — gözlerini karşı kanepelerden birine dikip çevresiyle ilişkisini keser. Nihat şaşkınlıkla baktığında, Ömer'in nota defteri taşıyan, kıvırcık saçlı, iradeli çeneli genç bir kızı — sonradan Macide adını öğreneceğimiz karakteri — izlediğini görür.
Ömer'in bu kıza karşı tepkisi akla yatkın bir aşıklıktan çok, neredeyse mistik bir tanışıklık hissidir — "dünya yaratılmadan önce tanıdığım biri gibi" geldiğini söyler, onu bir daha görmeme ihtimalini "ölüm" olarak tanımlar. Bu şiddetli, açıklanamaz duygusal patlama, Ömer'in önceki soğuk-nihilist duruşuyla doğrudan çelişir ve romanın temel psikolojik sorusunu ortaya koyar: bu insan kendi duygularına mı, yoksa kendi "şeytanına" mı tabidir?
- Diyalog ağırlıklı, konuşma diline yakın üslup — 1940'lar İstanbul aydın gençliğinin günlük konuşmasını canlı biçimde yansıtır
- Sabahattin Ali iç monoloğu doğrudan konuşmaya karıştırarak, Ömer'in felsefi tiradlerini karakterin kendi sesi gibi sunar, yazar açıklamasına gerek kalmaz
- Roman "Bütün Yapıtları" serisinin bir parçasıdır — YKY, Sabahattin Ali'nin tüm eserlerini tek bir tasarımda yayımlıyor
Aynı yazarın uluslararası ün kazanmış, benzer şehir-aşk-yalnızlık temalı diğer klasik romanı
Kendi başarısızlığını içsel bir "şeytana"/iradesizliğe bağlayan zayıf iradeli anti-kahraman arketipinin başka bir klasik örneği
Kısa cevap: Para sıkıntısı Ömer'i veznedarı tehdit edip para almaya götürür, sonra Nihat'ın grubuyla birlikte tutuklanır. Tahliye edildiği gün Bedri'ye Macide'den ve herkesten ayrılıp tek başına yeni bir hayat deneyeceğini söyler. Macide ise ayrılma kararını daha önce vermiştir; mektubunu Bedri'ye uzatıp «Fakat beklemek lazım... Uzun zaman!» der.
Evlendikten sonraki haftalarda maaş yetmez, Ömer giderek korkuların ve arzuların oyuncağı olur. Bir akşam Beyoğlu'ndaki bir mağazada bir kadın çorabını avucunda kaybettirir, korkuyla koşup çorabı bir bahçe duvarının üstüne fırlatır ve yere yığılıp kendinden geçer. Eve gelince Macide'ye şüpheyle bakar. Sonra Nihat gelir, «gaye» için para ister ve veznedardan tehditle para almayı önerir. Ömer önce bunu ciddiye almaz, ama bu fikir aklında kalır.
Sazlı bahçede Ömer ve Macide, Bedri ile karşılaşırlar; Bedri, Macide'nin Balıkesir'deki eski müzik öğretmenidir ve geceleri bahçede piyano çalar. Ailenin paraya ihtiyacını görüp yardım etmeye başlar. Bir akşam Ömer perişan halde gelir ve Bedri'yi kovar, sonra özür dilemeye gider. Aynı gün Bedri'nin ablası Macide'ye gelip onları suçlar ve Macide'nin teyzesinin evinde duyduklarını sıralar; Macide bayılır. Gece Ömer o gün veznedarı tehdit edip iki yüz elli lira aldığını itiraf eder. Veznedar o gün kaçmaya hazırlanıyormuş ve parayı verip «kimseye söyleme» demiş. Ömer parayı Nihat'ın kapısının altından içeri atmıştır.
Sonra hepsi bir hayır cemiyetinin müsameresine gider. Orada Profesör Hikmet, yazar İsmet Şerif, şair Emin Kâmil ve Hüseyin Bey gibi «aydınlar» görünür; Bedri sessizce onların şahsiyetsizliğini ve Nihat'ın «kuvvet dini»ni anlatır. Müsameredan sonra grup barlara ve Büyükdere'ye gider. Ömer eski sınıf arkadaşı Ümit'le sarhoş olur, Macide ise içer ve kayıtsızlaşır. İsmet Şerif tuvalette ona yaklaşmaya kalkar, Macide onu iter; Hikmet sarhoş halde ona dokunmaya çalışır. Ömer ise Hikmet'e on on iki lira borçlu olduğu için onu tersleyemez. Ertesi gün Macide Beyoğlu'nda Ömer'e benzeyen bir adamın bir kadınla sinemaya girdiğini görür ve veda mektubunu yazar.
Mektup yazılıp bitmeden Bedri gelip haberi verir: Ömer işyerinden çıkarken Nihat'la ve yanındaki gençlerin çoğuyla birlikte tutuklanmış, Profesör Hikmet ise yakasını sıyırmıştır. Bedri'nin anlattığına göre grup başka bir devlet hesabına listeler hazırlamış, para dalaveresi de dönmüş, işi paradan pay alamayan birkaç genç meydana vurmuştur. Macide Ömer'i tevkifhanede haftada iki kez Bedri'yle ziyaret eder. Ömer'in tahliye edileceği gün Bedri'ye şunları söyler: kendini hesaba çekmiştir, «içimizde şeytan yok, acz ve tembellik var»; nikâh evraklarını yırtmıştır, yalnız Macide'nin küçük vesika resmini alıkoyar ve Macide'yi Bedri'ye emanet eder. Sonra deniz tarafına iner. Macide ile Bedri yürürken Ömer arkalarından yetişir, geri döner ve kaybolur; Macide kararını önceden verdiğini söyleyip mektubu Bedri'ye uzatır.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.