Mikado’nun Çöpleri
Uygun
- Beckett, Ionesco, Pinter gibi absürt tiyatroyu sevenlere
- Türk oyun yazarlığının klasik örnekleriyle tanışmak isteyenlere
- İki kişilik, diyaloğa dayalı psikolojik gerilimden hoşlananlara
Uygun değil
- Net bir olay örgüsü ve açık bir son bekleyenlere — oyun yanıttan çok soru bırakıyor
- Sarhoşluk, küfür ve cinsel imalardan rahatsız olanlara
- Oyunları okumayı değil yalnızca izlemeyi sevenlere
Oyun sessizlikle açılıyor: karanlık sahne, birinci kattan bir köpek havlaması, kapıda anahtar sesi. Erkek paltosundaki karları silkeliyor, «Buyurun girin, burası» diyor. Kadın ürkek, bebeği somyeye yatırıyor, birkaç kez «sizi rahatsız ediyorum» deyip gitmeye davranıyor. Erkek ise kendi dünyasında: geceyi geçirdiği evdeki tartışmayı — «sosyalistler gelirse bütün aydınları keserlermiş» diyen, «baş kaldıran ulusların tepesine atom bombası indirmeli» diyen «kara cahili» — tekrar tekrar anıyor. İki kişi aynı odada ama iki ayrı konuşma yürütüyor. Anday bunu daha ilk sayfalarda açıkça söyletiyor: bütün konuşmalar aşağı yukarı böyledir.
İlk büyük gerilim iyilik üzerine kuruluyor. Erkek, Kadın'a hiçbir şey sormamayı bir incelik, «iyilik etmemek» sayıyor — «kurtarıcılıktan» nefret ediyor, kurtarıcıları «prostat ameliyatından yeni kalkmış gibi» yürüyen adamlar olarak taklit ediyor. Kadın ise buna «beni yok saymak» diyor: «Bir insanım ben, kedi değilim.» Soru sormayan acıma onu sokaktan ensesinden tutulup sıcak odaya getirilmiş bir kedi yavrusuna dönüştürüyor. Oyunun en derin fikirlerinden biri bu: dinlemeden yapılan iyilik aşağılayıcı olabilir, dinlemek ise sorumluluk ve yakınlık ister — Erkek tam da bundan kaçıyor.
Kadın sonunda anlatmaya başlıyor: kocası başka bir kadını sevmiş, onu ve bebeği teyzesinin evine bırakıp gitmiş; zengin ailede önce sofradan, sonra evden yavaş yavaş dışlanmış. Bu hikâyede Erkek birden sinirleniyor, «uyduruyorsun» diye bağırıyor, sonra birden «Beni mi bekliyordun köşede?» diye kuşkulanıyor. Seyirci artık bilemiyor: bu kadın kim, hikâye doğru mu, adam neden bu kadar sarsılıyor? Kadın da sonradan «anlattığım hikâye uydurmaydı» diyor.
Bundan sonra oyun bir oyuna dönüşüyor: sabaha kadar sırayla anlatacaklar, ama «yargılamak yok». Erkek'in ilk «itirafı» — evde annesiyle babasının olmadığı yalanı — Kadın'ı korkutmuyor: «Korkmak için ümidim yok.» İkinci hikâye ağır: ilkokulda sessiz bir sıra arkadaşına «Senin baban değil o» diyerek onu üç gün okuldan uzak tuttuğunu anlatıyor. Mevlana'nın leylek ile çulluk hikâyesi — bu iki ayrı cins hayvanı yan yana yürüten neydi? ikisi de topaldı — iki yaralı insanın bu geceki karşılaşmasının anahtarı olarak veriliyor.
Oyunun gücü dilinde: Anday kısa, sert, çoğu zaman komik repliklerle, mantığı sürekli bozulan ama duygusal olarak kesin bir diyalog kuruyor. Zayıf yanı da buradan geliyor: okur bir süre sonra kimin hangi hikâyesine inanacağını bilemiyor ve bu belirsizlik bazılarını yorabilir. 1967 ilk baskısının taraması; sonunda Kent Oyuncuları'nın oyunu nerede iki bölüme ayırdığına dair bir not var.
- Yalnızca iki kişi ve bir oda — gerilim tümüyle diyalogla kuruluyor
- Köpek havlaması, durmuş duvar saati, sabahın mavi ışığı gibi güçlü sahne ayrıntıları
- Absürt mizahla ağır konuların (terk edilme, yalnızlık) ustaca harmanlanması
Anlamı sürekli kayan diyaloglar, bekleyiş ve anlamsızlık teması
Bir gece, içki ve birbirini yalanlayan hikâyeler
Anday'ın komedya ve tiyatro kuramı üzerine antolojisi
Okunan kısmın sonunda Mevlana'nın leylek ve çulluk hakkındaki kısa hikâyesi — bu iki farklı kuşu yan yana yürüten neydi? ikisi de topaldı — iki yaralı insanın bu geceki buluşmasının anahtarı olarak verilir.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.