Ne Olduğunuzu Düşünüyorsunuz?
Uygun
- Bilime merak duyan ama teknik kitaplardan çekinen okurlara
- Soyağacı, DNA testleri ve «atalarım kimdi?» sorusuyla ilgilenenlere
- Gençlere, bilimin farklı alanlarına ilk bakış olarak
Uygun değil
- Tek bir konuyu, örneğin genetiği ya da bilinci derinlemesine öğrenmek isteyenlere
- İngiliz kültürüne ait örneklerden, mesela televizyon şovlarından yorulanlara
- Dini ve bilimi karşı karşıya koyan sert bir tartışma arayanlara
Birinci bölüm kitabın haritası. Yazar önceki kitabında okuru aynanın karşısına koyup bedenine baktırdığını hatırlatıyor, burada ise tersine, çok daha derine inmek istiyor: sizi diğer insanlardan, hayvanlardan, hatta kayalardan farklı kılan ne? Bilimsel tutumu Lee McIntyre'ın iki şartıyla açıklıyor: ampirik kanıt ve yeni kanıt karşısında fikir değiştirmeye hazır olmak. Ardından «ortaya çıkış» kavramını açıyor: bedendeki yaklaşık 7×10²⁷ atomun hiçbiri canlı değil, ama birlikte hayatı oluşturuyorlar. Yazar önceki kitabının web sitesindeki ilginç deneylerden de yararlanacağını söylüyor, ama iki kitabın bambaşka zeminlere sahip olduğunu vurguluyor.
Bölümün en cesur fikri benzersizliğimizin ölçeği üzerine. Genlerimizin yüzde 99–99,9'u diğer insanlarınkiyle, yaklaşık yüzde 96'sı bir şempanzeninkiyle, yüzde 60'ı ise bir muzunkiyle aynı. Ama Clegg bu tür karşılaştırmaların indirgemeci bir tuzak olduğunu söylüyor: genler DNA'nın küçük bir parçası, «siz» ise aynı zamanda bilinç, kişilik ve davranışsınız. Demans yaşayan bir yakını olanların bu değişimin ne kadar zor olduğunu bildiğini hatırlatıyor.
İkinci bölüm İngiliz televizyonundan tanıdık bir sahneyle açılıyor: işçi sınıfından aktör Danny Dyer bir soyağacı şovunda Kral III. Edward'ın soyundan geldiğini öğrenip seviniyor. Yazar şakayla «siz de kraliyet soyundansınız» diyor ve bunu matematikle kanıtlıyor. Her insanın iki ebeveyni, dört büyükanne ve büyükbabası var, nesiller geriye doğru ikiye katlanıyor. Bu, satranç tahtasının her karesine iki kat pirinç koyduran bilgenin ünlü hikâyesine benziyor. 64 kare için 18,4 kentilyon tane gerekiyor, bu da dünyanın 600 yıllık pirinci ediyor.
Soyağacının tarihteki rolü de ilginç biçimde anlatılıyor. Yüzyıllar boyunca insanın dünyadaki yeri biyolojiyle değil, soyla ölçülmüş: asille avamı, toprak sahibiyle köylüyü bu ayırmış. Yazar İngiltere'nin üç sınıflı sistemini kendi ailesiyle gösteriyor. Babasının anne babası değirmen işçisiymiş, babası üniversiteye gitmeden çalışmaya başlamış, gece derslerinden sonra ise bütün kariyeri boyunca çalıştığı şirketin yöneticisi olmuş. Sınıf sınırları bulanıklaşsa da «üst sınıf» kendini hâlâ başarısıyla değil, doğduğu aileyle tanımlıyor. Dyer'ın sevinci de buradan geliyor.
Aynı hesapla 200 bin yıllık insan tarihine bakınca soyağacındaki ata sayısı evrendeki atomlardan fazla çıkıyor, oysa tarihte toplam yaklaşık 110 milyar insan yaşamış. Demek ki soyağaçları dallanan ağaçlar değil, birbirine dolanan düğümler: aynı ata farklı dallarda defalarca görünüyor. Bölümün ortasında yazar evrimi de iki basit varsayımla açıklıyor. Gökkuşağındaki milyonlarca renk tonuyla «tür» kavramının ne kadar keyfî olduğunu gösteriyor ve «maymundan gelmedik, ortak bir atamız var» fikrinin altını çiziyor.
Bölümün son kısmı «ırk» kavramına ayrılmış ve kitabın en net duruşu. Yazara göre ırkın hiçbir biyolojik temeli yok. 2002'de 52 nüfustan 1.056 kişiyle yapılan araştırmaya göre genetik farkların yüzde 93–95'i aynı nüfusun içinde. Ten rengi de yazarın gençliğindeki açık kızıl saçları gibi basit bir pigment farkı. Clegg «ırk» etiketini «yabancı düşmanlığı için bir bahane» olarak nitelendiriyor.
- Matematiksel kavramları (üstel büyüme, logaritma) gündelik örneklerle anlatan dil
- Esprili dipnotlar ve kişisel aile hikâyeleri
- Ruh ve din konusuna saygılı ama net bir bilimsel sınırla yaklaşım
- Her bölümü bir sonrakine bağlayan kapanışlar
- Okura kitap boyunca «siz» diye doğrudan seslenen samimi ton
İnsan kimliğini tarih ve biyolojik evrim üzerinden anlatan ünlü popüler kitap
Genetik ve soyağacı konusunu daha derinlemesine işliyor
Atomlardan insana kadar bilimi mizahla anlatan klasik
Yalnızca anneden geçen mitokondriyal DNA'ya göre, bugün yaşayan herkesin anne soyundan ortak atası, yani «Mitokondriyal Havva» yaklaşık 150 bin yıl önce yaşamış. Ama yazar bunun yalnızca kadın soyunu gösterdiğini söylüyor. Yale'den istatistikçi Joseph Chang, iki ebeveynli modelde ortak ataya ulaşmak için çok az nesil gerektiğini gösteriyor: 7,7 milyar insan için yaklaşık 33 nesil, yani 1000 yıl.
Chang, Douglas Rohde ve Steve Olson 2004'te Nature dergisinde daha gerçekçi bir model yayımlıyor. Bu modele göre dünyanın en yakın ortak atası MÖ 1415 civarında yaşamış. Bugün yaşayan herkesin atası olduğu nokta ise MÖ 5353'e düşüyor. Avrupa için bu rakamlar 600 ve 1000 yıl, yani Avrupa kökenli herkes Şarlman'ın torunu sayılabilir. Aynı mantıkla Çin, Mısır ve hatta Sümer hanedanlarıyla akraba olduğumuzu da ileri sürebiliriz. Yazar bölümü şöyle bitiriyor: atalarınızın arasında krallar da var, katiller, hırsızlar ve dilenciler de.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.