Veba
Uygun
- Kafka ve Orwell tarzı alegorik, totaliter sistem eleştirisi romanlarını sevenlere
- Gerçek tarihsel baskı deneyiminden (Makronisos adası, Yunan İç Savaşı) beslenen kurgusal metinlere ilgi duyanlara
- İsimsiz, işleviyle anılan karakterler ve sert, minimalist diyalogla kurulmuş üslubu takdir edenlere
- Kısa, yoğun, metafor yüklü nesri geniş epik anlatıdan üstün tutanlara
Uygun değil
- Rahat, doğrusal, açıkça çözülen bir kurgu arayanlara — roman kasıtlı olarak parçalı ve belirsizdir
- Fiziksel ve psikolojik baskının sert, açık betimlemesinden rahatsız olan okurlara
- Sembolik, adı konmamış mekân/karakter tekniğini kafa karıştırıcı bulan okurlara
Roman, su içmek isteyen susamış bir mahkûmla açılır — buna izin gerekir, çünkü "bu bir kanundur". Basit bir istek, birkaç "müdür"ün dahil olduğu, kimin kime tabi olduğunun kimse tarafından bilinmediği gülünç-korkunç bir bürokratik sürece dönüşür. Bu sahne romanın temel mekanizmasını gösterir: iktidar keyfi, çok katmanlı ve kişiliksizdir, ama tam güce sahiptir.
Susamış adama su içmesi için "eşlik eden" siyah külahlı mahkûm, hemen ispiyonculukla suçlanır — basit bir iyilik anında bir komploya dönüşür. Diğer mahkûm, suçlamayı duyunca ona nefret dolu bir bakış atar; bu bakış siyah külahlının belleğinde sonsuza dek kalır. Frangias burada sistemin en etkili silahını gösteriyor — insanları birbirine karşı şüpheye sürüklemek.
Mahkûmların yer altı yatakları — yerden bir metre derinlikte, üç dört kişilik "aile mezarları" denen çukurlar — gerçek mezarları andırıyor. Sakinler geceleri bu "mezarlarda" birbirinin nefesini tanır, günü nasıl geçirdiklerini sözsüz, beden dilinden okur. Ölen ya da götürülen arkadaşların yerini yeniler alır, yüzler sürekli değişir.
Megafondan tüm adaya duyuru yapılır: sağlık ve "medeniyet" tehlike altındadır, herkes günde en az yirmi sinek yakalayıp teslim etmelidir, aksi halde ağır ceza kaçınılmazdır. Bu absürt talep hemen "ahlaki arınma" retoriğine sarılır — sinekler günahın, "kirliliğin" simgesine dönüşür, insanlarsa bu anlamsız kotayı yerine getirmek için asıl işlerini aksatmadan fazladan zaman bulmak zorunda kalır.
O akşam megafon çocuk masalı tarzında bir alegori anlatır — tenha bir adada "lanetli canavarları" evcilleştiren iyi bir kraldan söz eder. Masalın sonu açıkça yorumlanır: "canavar" bizzat dinleyenlerin kendisidir, iktidar ise onları öldürmek yerine "ıslah" etmeyi seçer — çünkü ölü insanların "misyona" hiçbir faydası yoktur. Bu masal, romandaki propaganda dilinin tehlikeli tatlılığını gösteriyor.
Eleştirmenler (Menis Kumandareas, Yannis Dimitrakopulos) romanı Kafka'nın "Ceza Kolonisi'nde" öyküsü ve Soljenitsin'in "İvan Denisoviç'in Bir Günü" romanıyla karşılaştırır — üçünde de birey, isimsiz bir sistemin dişlisine dönüşür. Frangias'ın farkı, güneş, rüzgâr ve sinek gibi doğa unsurlarını da baskının aracına dönüştürmesinde yatıyor: doğa mahkûmlara karşı da acımasızdır.
- Karakterlerin işlevsel adlandırılması (isim yerine rol — denetçi, ustabaşı, ürkek) evrenselleştirme etkisi yaratıyor
- Rüzgâr, güneş ve sinek gibi doğa unsurları sürekli, yorucu bir fon olarak kullanılıyor, klostrofobik bir "gerçeklik" hissi kuruyor
- Megafon/konuşma sesi iktidarın sürekli, anonim "sesi" olarak işlev görüyor
- Üç nokta (…) kullanımının sıklığı, susturulan, söylenemeyen sözlere işaret ediyor
Benzer bürokratik, alegorik baskı makinesi ve kişiliksiz iktidar betimlemesi
Benzer şekilde kamp gündelik hayatına odaklanma, sert belgesel üslup
Kısa cevap: Adadaki «ıslah» hiç bitmez — sinek borcundan fare zehrine, gece operasyonlarından tecride kadar yöntemler değişir. Sonunda en inatçı insanlar yabani kedilerle birlikte çuvala konup denize daldırılıp çıkarılır ve kitap «gerçek şu ki o şaşırtıcı insanlar hayatta kalmayı başardılar» cümlesiyle biter.
Olaylar şöyle başlar: susamış bir adam su içmek için izin alır, ona eşlik etmesi emredilen siyah külahlı ise onu «ele vermekle» suçlanır; hararetli ona şikâyet dolu bir bakışla bakar ve ikisi de vadiye gönderilir. Sonra idare her sakinin günde yirmi sinek teslim etmesini emreder, borçlar her gün kabarır. Siyah külahlı sonraki bölümlerde hararetliye «benden şüpheleniyor musun?» diye defalarca sorar; hararetli sonunda ona güvendiğini söyler.
Otuz iki sinek teslim eden ufak tefek adamı gece ekibi denize atar, o ise yüzüp kurtulur; resmî rapor onu boğulmuş sayar. Sonra onu bulup kafese koyarlar, denizde bir kazığa bağlarlar, sonunda yine «boğuldu» diye ilan ederler — ama depoda boş çuvalların üzerinde canlı bulunur. Nüfus müdürü ona ölmüş bir başkasının adıyla çıkmayı önerir; o «bir cinayete ortak olmayacağım» diyerek reddeder ve üstü açık bir kafeste açlık-susuzluk deneylerine tabi tutulur.
Köprünün yapımı gecikince ustabaşı kafese konur; sonradan tecritten çıkınca «yalnızlık karşısında çözüldüm» der. Ürkeğin iyimser arkadaşı mühendis akşam konuşmasından sonra kendini denize atar, sağ kalır, teşhirde «ayağım kaydı» demeye zorlanır; sonunda taş ocağında dinamit patlarken kendini üzerine atıp ölür. Siyah külahlı ise gözcü adaylarının sınavında dövülür, susar; sonra ellerinin kana bulandığını gören herkes ona «demek sen de onlardansın» der ve o duvarların üstünde çılgınca sözler bağırıp dans eder.
Farelere zehir konur ama onlar yemleri yiyip hayatta kalır. Sonra «yeni gelenler» için hazırlık yapılır, bir sinir bozukluğu salgını yayılır; kararı hâlâ sürüncemede olan adam, «çok değerli arkadaşının» gece ekibinin başı olduğunu öğrenir. Limana gelen gemiye sakat ve aklını yitirmiş insanlar doldurulur; ürkek, aralarında tabanı delik ayakkabı ve gri çizgili yeşil çorap giyen üçüncü oda arkadaşını tanır — ve kendi ayakkabılarının da aynı olduğunu görür. Sonunda canavarları ve dalgaları yenen adam, cellat olmayı reddettiğini haykıran adam, avcı ve başkaları sahile getirilir; her biri yabani bir kediyle birlikte çuvala sokulur, çuvalın ağzı iple bağlanıp kediye vurulur ve çuval denize daldırılıp çıkarılır — defalarca. Kitap «gerçek şu ki o inanılmaz insanlar hayatta kalmayı başardılar» cümlesiyle biter.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.