Bir milyon dollarım olsaydı…
Uygun
- Günümüz Bakü hayatını yansıtan Azerbaycan edebiyatını okumak isteyenlere
- «Para mutluluk getirir mi?» sorusu üzerine kurulu psikolojik olay örgülerini sevenlere
- Kısa bölümlü, hızlı, bir iki oturuşta okunan roman arayanlara
Uygun değil
- Yazarın toplumsal vaazlarından ve kaba ifadelerden yorulanlara
- Karmaşık, çok katmanlı üslup bekleyenlere
- Kanlı kabus tasvirlerine hassas olanlara
Romanın ilk sayfası bir baskı makinesiyle açılıyor: 1967'de SSCB'de yapılmış, Kerem'le yaşıt, dilini «eski ve dökülmek üzere olduğu için» yalnızca onun bildiği bir makine. Karakan buradan hemen ana metaforu kuruyor: «Aslında bu makine Kerem'in ta kendisiydi... Kerem de kendini ölmüş bir ülkenin vatandaşı gibi hissediyordu.» Kahraman komünist terbiyeli, içki sigara bilmeyen, meslektaşlarına bildiğini öğretip sonra onların müdür olduğunu gören bir «soylu mühendis» — geçiş döneminin yeni kurallarına uyum sağlayamayan kuşağın temsilcisi.
Bavul sahnesi kitabın en iyi kısmı. Kerem bavulu gece saat ikide görüyor ama almıyor: «Hey, bavulun sahibi...» diye sesleniyor, sahibinin «sütunların dibinde ihtiyacını giderdiğini» uyduruyor, saat üçe, dörde, beşe kadar bekliyor. Yazar bu tereddüdü hem komik hem acı yazmış — vicdanla yoksulluk arasında sıkışmış bir adamın kendi bahanelerine kendisinin güldüğü anlar doğal. Sabah geçen bir trafik polisi son on manatını «ceza» adıyla alıyor, işçiler ona küfredip kovuyor — ve ancak bundan sonra, asansörde, bavulun kapağını araladığında «Aman Allah!» geliyor.
Paranın ilk saatleri romanın en aydınlık sayfaları. Kerem iki yüz desteyi sayıyor ama «beş bini iki yüzle çarpamıyor»; bir milyonu otuz yıla bölüp aylık «üç dört bin dolar» hesaplıyor; süpermarkette ilk kez alışverişin «paranın azalması değil, yiyeceğin çoğalması» olduğunu anlıyor. Karısı Firuze'nin yıllarca sakladığı annesinin tarif defteri, oğlu Kenan'ın dişlerini düzeltmek için gereken yüz manat, kızı Pervin'in kışın ortasında babetle dolaşması — bu küçük ayrıntılar yoksulluğun aşağılayıcı gündelikliğini vaazdan çok daha iyi gösteriyor. Kerem'in sevinçten odaya kapanıp hıçkırması içten ve etkileyici bir sahne.
Sonra tür değişiyor. İşten ayrıldığı gün inşaat alanına dönen Kerem işçilerin kanlı bir ölüm hakkındaki konuşmasını duyuyor ve bütün sevinci paranoyaya dönüşüyor: kapı deliğinden bakmaya korkuyor, siyah ceketli mafyanın çatışmasını hayal ediyor, paranın sahiplerinin onu izlediğine inanıyor. Karakan burada okurla iyi oynuyor — Kerem'in «film» gibi kurduğu senaryolar hem inandırıcı hem komik; sonradan ölümün sıradan bir iş kazası olduğu anlaşılınca gerilim azalsa da asıl soru yerinde duruyor: gece saat ikide bir milyonu inşaat alanına kim getirir?
Zayıf yanlar da dikkat çekiyor. Yazar sık sık olayı durdurup uzun toplumsal vaazlara geçiyor: «şimdi parayı eşekler kazanıyor», «Azerbaycan gibi büyük bir pazarda», «Sovyet zamanında böyle değildi». Bu düşünceler karakterin dünya görüşüne uygun olsa da tekrarlandıkça metnin ritmini bozuyor. Kadın karakterler de çoğunlukla Kerem'in gözüyle — «güzel», «tutkulu», «romantik» — anlatılıyor, Firuze'nin kendi sesi henüz zayıf. Kabus sahnesi (köpeğin ağzındaki kesik el) etkileyici ama biraz fazla grotesk.
Buna rağmen «Bir Milyon Dolarım Olsaydı...» ilk üçte birde vaadini tutuyor: sade, konuşma diline yakın, yerel ağız ve Rusça sözcüklerle canlandırılmış metin 2010'ların Bakü havasını aktarıyor, kahramanın her kararı da okuru «ben olsam ne yapardım?» sorusuyla baş başa bırakıyor. Arka kapaktaki soru — «Para her zaman mutluluk getirir mi?» — henüz açık, ama ilk işaretler tedirgin edici.
- Üçüncü şahıs, sık sık kahramanın iç monologlarına geçen anlatım
- Kısa, numaralı bölümler
- Diyaloglarda yerel ağız ve Rusça ifadeler
Sıradan bir adamın bulduğu uyuşturucu parası dolu çantanın onu tehlikeye sürüklemesi üzerine klasik gerilim
Yoksul bir adamın ani servetle sınanmasına hicivli bir bakış
Sistemin ezdiği «küçük adam» figürünün klasik örneği
Kerem Firuze'ye gerçeği söylemiyor: önce paranın «makineyi tamir ettiği için ikramiye» olduğunu, sonra «başka bir iş kurduğunu» söylüyor ve karısına işten ayrılmasını öneriyor. Ertesi gün matbaaya gidip müdürü Tağıyev'in yüzüne «maaş yoksa benim işte ne işim var» deyip çıkıyor. İnşaat alanında işçilerden birinin demir filizlerin üstüne düşüp öldüğünü duyunca mafyanın onu izlediğine inanıyor, ama sonra bir ustadan bunun kalitesiz inşaatın yol açtığı bir iş kazası olduğunu öğreniyor.
Üç gün kimse gelmiyor. Kerem yeniden döviz bozdurmaya gittiğinde genç kasiyer doların eski, ardışık seri numaralı banknotlar olduğunu söyleyip «bu paralar nereden?» diye soruyor; korkudan Kerem «buldum» diye itiraf ediyor. Aynı gün işte ateşten bayılıyor, iş arkadaşı Mamed onu eve getiriyor. Paranın sahibi hakkında ise henüz hiçbir şey bilinmiyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.