Hiç Kızmayan Öğretmen
Uygun
- Mesleğe yeni başlayan sınıf öğretmenlerine
- Çocuğunun öğretmeniyle ilişkiyi nasıl kuracağını düşünen velilere
- Sınıftan gerçek, sade hikâyeler okumak isteyenlere
Uygun değil
- Bilimsel temelli pedagoji ve psikoloji kitabı arayanlara
- Nasihat ve alıntılarla dolu üsluptan yorulanlara
- Milliyetçi «vatan-bayrak» söyleminden rahatsız olanlara
Kitap beklenmedik bir itirafla açılıyor: yazar öğretmen olmak istememiş. Üniversite sınavında son gün tercihine öğretmenlik yazmış, kazandığında «dünyası yıkılmış», babası onu zorla göndermiş, kaydını bile başkası yaptırmış. Mezun olduktan sonra da fikri değişmemiş — ta ki kayınpederi kızını yalnızca bir öğretmene vereceğini söyleyene dek. Ama ilk yıldan çocukları sevmeye başlamış, «rüyalarıma bile giriyorlardı» diyor. Bu samimi açılış kitabın en iyi sayfası: ideal bir öğretmen hakkında değil, mesleğini sonradan seven sıradan bir insan hakkında.
En etkileyici hikâye doğudaki bir köy okulundan. Doksan üç öğrencili, iki derslikli okulda genç öğretmene altmış çocuk düşüyor, ikinci sınıfların yarısı okuma bilmiyor. Köyün köpekleri bağlanmıyor, öğretmenler çocukların yardımı olmadan köye inemiyor. Bir gün dersin bitmesine az kala Fatma ayağa kalkıyor: «Kurban olam öğretmenim! Bir yol izin ver de eve gidem, ekmek getirem. Vallah çok acıkmışam.» Öğretmen izin vermiyor, ama zil çalınca lojmanından bir tepsi yiyecek getirip bütün sınıfı doyuruyor. Bu küçük sahne kitabın bütün öğütlerinden daha çok şey söylüyor.
İkinci bölümdeki pratik ipuçları işe yarar. Yazar ikiz Yunus ile Emre'nin annesiyle görüşmesini anlatıyor: önceki öğretmen veli toplantısında parmağını sallayarak onu küçük düşürmüş, şimdi ise çocuklar okulu seviyor. «Ben dili» bölümü «sen tembelsin» yerine «seni böyle görünce üzülüyorum» demeyi öğretiyor. Verilen sözü tutma hikâyesi özellikle güzel: yazar çocuklara beden eğitimini dışarıda yapacağına söz vermiş, ertesi gün hava soğuk olsa da onları kabanlarıyla on dakikalığına bahçeye çıkarmış; müdürün itirazını da dürüstçe yazıyor. Yazar da itiraf ediyor: askerlik dönüşü «ara sınıf» aldığında çocuklara ulaşamamış ve her şeye yeniden sevgiyle başlamak zorunda kalmış: dakik olmak, her öğrenciyi dikkatle dinlemek, yazılı ifadeye fırsat vermek, hata yapınca özür dilemek.
Kitaba adını veren hikâye lisedeki kimya öğretmeni Bayram Küçük üzerine. Memleketin «erkek gibi erkek değil» dediği bu sakin, kibar öğretmen hiç kızmıyor, kimseye zayıf vermiyor. İki öğrenci dersi bozuyor, o derse devam ediyor. Dersin sonunda biri dayanamayıp soruyor: «Hâlâ kızmayacak mısınız?» Öğretmenin cevabı: «Sinirlenince milyarlarca sinir hücremiz ölüyor. Onların katili mi olayım? Hayat kızmayacak kadar güzel ve değerli.» Ardından Adlerci yaklaşımdan alınmış bir tablo geliyor: olumsuz davranışın dört amacı — ilgi, güç, intikam, yetersizlik — ve öğretmenin her birine nasıl karşılık vermesi gerektiği.
Kitabın zayıf yanları da açık. Öğretmen «vatan, millet, bayrak aşığı», «eğitim ordusunun neferi» olarak tarif ediliyor; «iyi öğretmen» listesinde «yöresel ağız ve şivelerden kurtulmak» ve «vatanın bölünmez bütünlüğünü her yerde kavratmak» gibi maddeler var. Güneydoğuda «Ben Suriyeliyim, sen Türkiyelisin» diyen küçük kıza herkesin TC vatandaşı olduğunun anlatılması bugün çok tek taraflı okunuyor. Alıntılar — Mevlana'dan Dale Carnegie'ye, Fatih Terim'den Rousseau'ya — çoğu zaman metne değil süse hizmet ediyor. «Sinirlenince sinir hücreleri ölür» gibi iddialar ise bilimsel değil.
ama bu baskının değil taramanın sorunu. Genel olarak «Hiç Kızmayan Öğretmen» deneyimli bir meslektaşın çay masasında anlattıklarına benziyor: hepsi bilimsel değil, bazıları eskimiş, ama çoğu yürekten söylenmiş ve genç bir öğretmen için ilham verici olabilir.
- Sınıftan alınmış kısa, samimi hikâyeler
- Her öğüdün gerçek bir öğrenciyle anlatılması
- Sonda öğretmenler için hazır formlar ve gözlem testleri
Öğretmen-öğrenci iletişimi üzerine daha sistemli bir kitap
«Ben dili» ve saygılı iletişimin klasik kaynağı
Kızmayan, çocuğa güvenen bir öğretmenin unutulmaz hikâyesi
Bölümün son sayfaları öğretmenin gündelik işine ayrılmış. Yazar hazır planları eleştiriyor: doğuda çalışırken İstanbul'a göre hazırlanmış planlarla denizi görmemiş çocuklara deniz taşıtlarını anlatmak zorunda kalmış. Gaziantep'te internetten indirilmiş planı inceleyen müfettiş öğretmene «Anıtkabir gezisi ne zaman, izin alacak mısınız?» diye soruyor — öğretmen planında böyle bir gezi olduğunu bile bilmiyor. Ev çalışması bölümünde yazar her sabah takvime baktığını, bir gün öğretmenler odasında herkesin İnsan Hakları Günü'nü kutladığını anlatıyor.
En samimi hikâye sonda geliyor. Yazar askere gittiğinde sınıfı beşinci sınıfa gelmeden dağıtılmış, öğrencileri başka şubelere paylaştırılmış. Döndüğünde eski öğrencileri ona «Hoş Geldin Öğretmenim» partisi düzenliyor ve biri itiraf ediyor: «Çoğunlukla öğretmensiz ders yapıyorduk, dersleri sınıf başkanı işliyordu, Türkçe kitabını iki ay önce bitirdik. Ama sizin yönteminize benzemiyordu.» Yazarın çıkardığı sonuç şu: öğrenci ders işleyecekse bile model öğretmenin kendisi olmalı; takım da süper starlardan değil, birlikte oynayanlardan oluşur. Sınıftan Hasan ise ilk kez karnesini saklamıyor; annesi yazara teşekkür ediyor, babası oğluna on sekiz vitesli bir bisiklet alıyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.