Huzursuzluk
Uygun
- Tükenmişlik, depresyon ve yalnızlığın toplumsal nedenlerini merak edenlere
- Byung-Chul Han, Mark Fisher gibi yazarların eleştirel toplum çözümlemelerini sevenlere
- Psikoloji, sosyoloji ve siyasetin kesişiminde okumak isteyenlere
Uygun değil
- Pratik kişisel gelişim önerileri bekleyenlere — bu eleştirel bir deneme
- Serbest piyasa ekonomisinin savunucusu olup dengeli bir iktisadi tartışma arayanlara
- Yazarın önceki kitaplarını okumuş ve yeni bir tez bekleyenlere — bazı fikirler tekrarlanıyor
Verhaeghe girişi bir çocukluk anısıyla açar: köylerinde bir izci kulübü kurulduğunda o da üye olmak istemiş ama kısa sürede bırakmış, çünkü bir gruba örgütsel bir çerçevede katılmak ona zor gelmiş. Yıllar sonra bunun ardındaki gücü anlamış: insanın en güçlü dürtüsü bir gruba ait olmaktır, öte yanda ise özerklik, tek ve özgün olma arzusu vardır. Bu ikisi arasındaki sürtünme hem çocuklukta, hem aşk ilişkilerinde, hem de toplumla birey arasında yaşanır. Kitabın bütün argümanı bu gerilim üzerine kuruludur.
Yazar başlangıç noktalarını açıkça söyler ve bu, kitabın en dürüst yanıdır. Hiçbir kapsayıcı ideolojiye — sosyalizm, eko-modernizm, muhafazakârlık — dayanmadığını, ama bilimin de hiçbir zaman tam tarafsız olmadığını, etik konularda karar veremeyeceğini kabul eder. İnsan doğasına bakışını ise her sabah banyo aynasının karşısında yaşadığımız sıradan deneyimden çıkarır: kendimize bakar, kendimizi yargılarız. «Biz bölünmüş varlıklarız» — yargılayan da yargılanan da «ben»im. Huzursuzluk hem içimizden hem dışımızdan gelir.
Birinci bölümde Verhaeghe «kendi ülkesinde antropolog» rolüne girer ve geçen yüzyılın ortalarına kadarki Flaman toplumunu anlatır: Tanrı'nın yarattığı iki cinsiyet, ömür boyu süren evlilik, kilise sicilleriyle denetlenen akrabalık, sınıf hiyerarşisi ve bu düzeni «doğal» sayan dinî otorite. Arıcılık deneyiminden getirdiği benzetme ise akılda kalıcıdır: kovan yazısız yasalarla, tanınmış bir otorite olmadan işler, «kraliçe» aslında yalnızca bir yumurtlama makinesidir. İnsan kovanı ise böyle işleyemez — büyük gruplar otoritesiz örgütlenmez; soru yalnızca bu otoritenin nasıl işlediğidir.
Kitabın merkezindeki beşinci bölüm bir radyo haberiyle açılır: «Avustralya eşcinsel evliliği onaylamak üzere; bunun ekonomiye 335 milyon avroluk katkı sağlaması bekleniyor.» Verhaeghe için bu cümle her şeyi anlatır: etik bir ilerleme ekonomik büyümeye indirgenir ve bunu neredeyse kimse fark etmez. Vatandaşlar «müşteri», hastaneler «sağlık şirketi», genç araştırmacılar «verimlilik» göstergesi, ilişkiler ise «yatırım» olur. Karl Polanyi'nin 1944'te yazdığı Büyük Dönüşüm — ekonominin siyasetin yerini alacağı öngörüsü — bu çözümlemenin çıkış noktasıdır.
Yazar neoliberal anlatının nasıl yayıldığını adım adım izler: 1947'de Mont Pèlerin Cemiyeti, Ayn Rand'ın Atlas Silkindi romanı, Reagan'ın «Hükümet sorunlarımızın çözümü değil, sorunun ta kendisidir» cümlesi ve Oliver Stone'un Wall Street filmindeki «Açgözlülük iyidir» konuşması. İlginçtir ki yönetmen filmi bir uyarı olarak çekmişti, ama pek çok genç Amerikalı ana karakteri rol model aldı. Reagan yönetiminin asit yağmurları hakkındaki bilimsel raporu nasıl ertelediği hikâyesi, bilimin siyasi manipülasyonunun çarpıcı bir örneğidir. Orwell'in «Yenikonuş» kavramıyla ekonomi terimlerinin gündelik dili nasıl sömürgeleştirdiğini gösteren kısım da dikkate değer.
Zayıf yanı, eleştirinin zaman zaman tek yanlı olmasıdır: neoliberalizm neredeyse bütün toplumsal sorunların tek nedeni gibi sunulur, alternatif açıklamalar az tartışılır. Buna rağmen Verhaeghe, psikoterapist deneyimini sosyolojik çözümlemeyle birleştirerek «neden hepimiz bu kadar huzursuzuz?» sorusuna ciddi ve düşündürücü bir cevap veriyor.
- Kişisel anılarla açılan deneme üslubu
- Tarihsel örnekler, filmler ve romanlar üzerinden çözümleme
- Ayrıntılı notlar bölümü
Performans toplumunun yarattığı tükenmişliğin felsefi çözümlemesi
Neoliberalizmin ruh sağlığına etkisi üzerine kısa, keskin bir deneme
Verhaeghe'nin argümanının dayandığı klasik iktisat tarihi
Yazar neoliberal anlatının nasıl yayıldığını adım adım izler: 1947'de Mont Pelerin Topluluğu, Ayn Rand'ın «Atlas Silkindi» romanı, Reagan'ın «hükümet sorunun çözümü değil, sorunun kendisidir» cümlesi ve Oliver Stone'un «Wall Street» filmindeki «Açgözlülük iyidir» monoloğu. Yönetmen bu filmi uyarı olarak çekmişti, ama pek çok genç Amerikalı başkahramanı örnek seçmişti.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.