Raziye
Uygun
- Melih Cevdet Anday'ın şiirini ve düzyazısını sevenlere
- Lirik, sakin, atmosferik aşk romanlarından zevk alanlara
- Ege doğası ve Türkiye köyü tasvirleriyle ilgilenenlere
Uygun değil
- Hızlı bir olay örgüsü ve gerilim bekleyen okurlara
- Tekrarlayan diyaloglardan ve uzun tasvirlerden sıkılanlara
Roman akılda kalan bir cümleyle açılıyor: “Sevdalanmaya gidiyormuşum meğer...” Anlatıcı, bunu önceden bir kâhin söyleseydi geri dönmeyeceğini, ama belki olayların sırasını bozacağını söylüyor. İlk sayfada kayıp da ilan ediliyor: Vedia'yı “bir akşam üzeri, karanlık bastığı saatlerde, bir daha hiç görmemek üzere” yitirmiştir. Böylece roman bir anı olarak kuruluyor: yaşlanmış anlatıcı “unutulmaz bir yazı” yeniden yaşıyor. Bu, Anday'ın okuru “ne olacak?” sorusuyla değil, “nasıl oldu?” sorusuyla götürme tercihi.
Köye varış sahneleri bir şair gözüyle yazılmış. Minibüs dağdan kopan taş yüzünden yeni açılmış yoldan geçiyor; bir yanda deniz ve okaliptüs ağaçları, öte yanda dağ eteklerine kadar zeytinlikler. Anlatıcı denizin rengini — “İlkçağın lacivert lapis lazulisi gibi, tek parça ve sağlam” — verecek bir boya bulamayacağını düşünüyor. Büyük kentte arasız izlendiğini, kaçıp saklanmaya alıştığını söylüyor, minibüs şoförünün bakışından bile kuşkulanıyor. Bu siyasi arka plan açıkça anlatılmıyor, ama anlatıcının kâbuslu uykusunda — atlı polisler, kurşunlar, hapishaneden kaçış, yaralanan arkadaşlar — açıkça hissediliyor.
Romanın kalbi dayı. Konuğunu baltayla odun yararken karşılıyor, “Eşek kadar olmuşsun” diyor, bir saniye sonra konuyu değiştirip “Demek cami duvarına işedin” diyerek gençlik olaylarından haberdar olduğunu gösteriyor. Dayı konuşurken konudan konuya — Vedia'yı evlat edinmesinden klorofilli bitkilerin güneş enerjisine, vicdana, İlkçağa, hayvan haklarına — atlıyor. Duvarlarda onun ateşçi, koro şefi, konferans veren biri olarak fotoğrafları, hurufi bir yüz resmi, bir tüfek koleksiyonu var. Anday bu karakteri hem komik hem dokunaklı yazıyor: dayı Mozart'la Beethoven'ı karıştırdığında anlatıcı onun yüzünde “çaresizlik içinde bunalmış bir insanın” çırpınışını görüyor.
Vedia ise tam karşı kutup: az konuşan, her soruya bir soruyla karşılık veren (“Ben mi?”, “Niçin mi?”), dalgın ama son derece doğal. Dayı onu Fransızca, Roma tarihi ve “görgü kitabı” ile “soylu” bir hanım olarak yetiştirmek istiyor; kızın ördüğü hasırı ise ateşe veriyor. Anlatıcı bu sahnede dayının kıskançlığını ve kızı sürekli göz altında tutma isteğini sezmeye başlıyor. Vedia da sonradan söylüyor: “Beni kıskandığı için işini de sert tutuyor.”
Köy hayatı da canlı anlatılıyor. Hacı, dayının kamyonunun balatasının yandığını haber veriyor; köyde her şey “Ermiş Yusuf”un düşüne bağlanıyor — uçacağını iddia eden ve kül yiyen bu adam, dayının karşı çıktığı batıl inancın simgesi. Dayı “domuz sorunu” çözülmeden ülkenin besin politikasına çare bulunamayacağını, göçebelik kaldırılmadan bu ülkenin yükselemeyeceğini söylüyor, çingenelere düşmanca davranıyor. Köylüler ise “iki arada kaldık” diyor — dayıyı seviyorlar ama tasarılarından yorulmuşlar. Bu, aydınlanmacı ideal ile sade hayatın çatışmasının ince bir tasviri.
Zayıf yanlar da var. İlk üçte birde olay örgüsü neredeyse yerinde sayıyor: gündelik sahneler, deniz, resim arayışları, Hacı'nın uzun monologları tekrarlanıyor. Anlatıcının Vedia'ya bakışı zaman zaman onu yalnızca bir beden olarak tarif ediyor. Ayrıca romanın adının — Raziye — kime ait olduğu ilk üçte birde henüz açılmıyor. Basılı baskı öneriliyor.
- Ege doğasının şair diliyle renkli, duyusal tasviri
- Eksantrik, komik ve trajik bir dayı karakteri
- Anı olarak kurulmuş, sonu baştan bilinen bir yapı
Yazarın bir başka romanı
Anı olarak anlatılan, kayıpla biten lirik bir aşk hikâyesi
Kentli aydın ile köy hayatının çatışması
İlk gün dayı anlatıcıyı eve götürüyor, oturma odasında şarap ve nar taneleriyle ağırlıyor, Vedia'nın “çok iyi bir ailenin kızı, baba kolundan da ana kolundan da soylu” olduğunu bağıra bağıra anlatıyor. Sonra kızın odasında bir hasır buluyor ve “Bu nedir?” diye soruyor. Vedia sakin sakin “Sepet olacaktı bıraksaydınız” diyor; dayı hasırı kibritle yakıp ayağıyla eziyor ve kıza odasında müzik dinlemesini, kitap okumasını emrediyor. O sırada Hacı geliyor: kamyonun balatası yanmış, köyde bunu “Ermiş Yusuf”un düşüne bağlıyorlar. Dayı Smith Wesson'unu beline takıp köye gidiyor, gençlere “denize gidin” diyor.
Vedia ile ilk gezintide anlatıcı ona âşık olduğunu anlıyor; kız balıkçıların teknesinde bir kediyle oynuyor, genç balıkçıyla gülüşüyor, yaşlı balıkçı ise dayının kıskanç olduğunu söylüyor. Anlatıcı uykusunda sayıklıyor ve uyandığında Vedia'yı odasında, yerde oturmuş kendisine bakarken buluyor — ne sayıkladığını ise kız söylemiyor. Sonraki haftalarda anlatıcı her sabah resim yapıyor, Vedia ata biniyor, birlikte denize gidiyorlar. Köyde dayının çingenelerin ardından tüfekle ateş açtığını, Hamdi Ağa ile oğlu arasında bir tabanca olayı yaşandığını öğreniyor. Bir sabah Vedia anlatıcının arkasında yere uzanmış hâlde beliriyor ve birlikte, geceleri yukarı çekilen tuhaf asma merdiveni konuşuyorlar.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.