Şiddet ve Tecavüz Tarihine Epigenetik Yaklaşım: Dün-Bugün
Uygun
- Şiddetin psikolojik ve toplumsal köklerini tartışan sert, polemik denemeler okuyanlara
- Arşiv ve ders kitabı atıflarının bolluğuyla akademik olmayan, yazar duruşlu tarihsel-psikolojik araştırma arayanlara
Uygun değil
- Cinsel şiddet, çocuk istismarı ve soykırım betimlemelerini şu an taşıyamayanlara
- Bilimsel anlamda epigenetik ya da tarihsel olarak titiz yöntemle yazılmış akademik eser arayanlara
- Dinî ve etnik grupların genelleştirilmiş eleştirisinden rahatsız olanlara
Dreisbusch girişte yöntemini şöyle kurar: tarih «her zaman güçlünün tek boyutlu faşist dinamikleriyle yazılmıştır», bu yüzden yazar Muhammed dönemi için İbn İshak'ın «Siyer»i gibi en erken kaynaklara, günümüzde yazılmış siyer kitaplarına değil, o kaynaklara başvurduğunu belirtir. Hegel'in «gerçek bütündür» sözüne atıfla bu «bütünün» sonucunu soykırım olarak adlandırır. İlk bölümdeki temel tez: şiddet ve inkârcılık insanın bilinçaltında zaten var olan sistematik bir döngüdür, söz ise yalnızca onun bilinçteki görünümüdür.
«İnkârcılığın İnsan Psikolojisinde Epigenetik Başlangıcı» bölümü 1936–1937 tarihli gazete haberlerinin (cinayet haberleri) resimleriyle başlar ve yazarın amacını açıklar: açıklamayı hem bilimsel dile yönelik okura, hem de «masallar ve yalanlarla şekillenmiş» insanlara ulaştırmak. Bu cümlelerde yazar okurun «anlama yeteneği»nden kuşku duyar, geçmişte olanları «namuslulaştırma»ya karşı çıkar: «benim nenem Ermeni'ydi» diyenlerin sempatisinin sorunlu geçmişi temize çıkarmak için kullanılmaması gerektiğini yazar.
Yazar Almanya'da Yeşiller Partisi çevresindeki pedofili tartışmasını örnek verir (Daniel Cohn-Bendit, Alice Schwarzer) ve cinselliğin toplumda «sorunlu bir mekanizma» olduğunu, «toplumsal dejenerasyonun» yalnızca söylem düzeyinde kaldığını savlar: çocuk konusunda duyarlı olması gereken bir toplumun kendi ürettiği silahlarla başka ülkelerde binlerce çocuğu hedef alması tutarsızlıktır. Bu kısımda metin tezden serbest sapmalarla ilerler ve bir konudan diğerine atlar.
Sonra yazar «epigenetik»i açıklamaya geçer: genetik kodlar üzerindeki psikolojik süreklilik, dopamin, adrenalin, testosteron, serotonin, oksitosin, östrojen, vazopressin, feromon ve nörotrofin gibi hormonların listesi. Bu kısım Alman ders kitaplarına (Montag, Lohaus/Vierhaus) atıf yapar ve metnin en sistematik yeridir; ancak hormonları şiddetin «doğal» olması olarak değil, biyolojik zemini olarak göstermeye çalışır. Bölümün sonunda «yumurta mı tavuk mu» sorusu ve hücrenin DNA/RNA yapısı ile «insan epigenomunun» dış ortamda şekillenmesi kısaca açıklanır.
- Kitap farklı konuları (psikoloji, sosyoloji, tarih, hukuk, din) bir arada birleştirir; her bölüm ayrı bir deneme gibi okunur
- Dipnotlar çoktur (Almanca kaynaklar da var), ama metin bazen atıf yığınının altında kaybolur
- Epigenetik bilimsel anlamda değil, davranışın kuşaktan kuşağa sürmesi için geniş bir metafor olarak kullanılır
- Konudan konuya sıçramalar ve uzun hormon listeleri okuma akışını yavaşlatır
Soykırımlara karşı uluslararası tepki üzerine ünlü araştırma
Tarihte tecavüzün toplumsal anlamını inceleyen klasik eser
Şiddetin tarihsel olarak azaldığına dair geniş bilimsel bakış
Okunan kısmın sonunda yazar yaşamın C, N, H, O, S, P elementlerinden kurulduğunu, yumurta ile spermin birleşmesinden insanın oluştuğunu, DNA, RNA ve epigenomun hücrede dış ortamın etkisiyle şekillendiğini yazar ve bu açıklamayı Kur'an'ın 86. «Tarık» suresinin 6. ayetiyle ilişkilendirir. Sonraki bölümler bu incelemenin kapsamı dışındadır.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.