Tabu — Hovardalığın Kitabı
Uygun
- Türk sosyal-psikolojik romanını sevenlere: aşk, yalnızlık ve toplum baskısı üzerine uzun iç monologlar arayanlara
- Ankara şehir hayatını, minibüs, dükkân ve gecekondu ortamını merak edenlere
- Sakat bir insanın sevme hakkı ve «tabu» kavramını felsefi bir tonda okumak isteyenlere
Uygun değil
- Cinsel içeriği ve kaba dili tolere edemeyenlere: kitapta birkaç açık sahne, kadınlara yönelik aşağılayıcı ifadeler var
- Kısa, sıkı olay örgüsü arayanlara: roman tekrar eden diyaloglarla uzuyor
- Kadın karakterlerin güçlü ve bağımsız anlatılmasını bekleyenlere: kadınlar daha çok erkek bakışıyla veriliyor
Roman, Ramazan ayında, Ankara'nın Ulus Meydanı'nda, iftar vaktine yakın başlıyor. Minibüs durağı insanla dolu. Ayla sigarasını yakmak istiyor, çakmağı tutuşmuyor ve arkasında duran Can'dan ateş istiyor. Bu kısa tanışma sonra da sürüyor: aynı minibüse biniyorlar, yan yana oturup ad, iş, oturdukları yer üzerine konuşuyorlar. Can, Ulus'ta anahtarcı dükkânında çalışıyor; Ayla Anafartalar çarşısında, «yürüyen merdivenler»in üçüncü katında perdelik kumaş satıyor. İkisi de İbrahim Tatlıses şarkılarını seviyor.
Ayla eve geliyor ve ailenin iftar sofrasına katılıyor. Anne Zeynep, teyzesinin kızı Zehra'nın istemesinden söz ediyor. Ailede kızın ne zaman evleneceği sorusu sürekli konuşuluyor. Zehra, bayramın son günü isteyeceklerini söylüyor. Ayla ise durakta tanıştığı genç hakkında yalnızca «hoş biri» diyor, adını bilmiyor. Mutfakta iki kız gülüyor, şakalaşıyor, sofrayı topluyor.
Can ile iş arkadaşı Samet anahtarcıda, ustanın yanında çalışıyor. Samet zayıf, bıyıklı, evli ve iki çocuk babası; ama kendini «hovardalığın kitabını yazan» adam olarak tanıtıyor: sekiz-dokuz sevgilisi var, onları ad ve rakamla sayıyor. Can çocukken geçirdiği hastalık yüzünden aksıyor, yalnız yaşıyor, roman yazmaya çalışıyor. Samet ona defalarca kadın bulmaya çalışıyor, Can ise her seferinde ya reddediyor ya da yalnızca misafir gibi oturuyor.
Bir gece Samet sarhoş, baygın bir kadını Can'ın evine getiriyor ve «keklik getirdim» diyor. Samet çıkıyor, Can kadına dokunmuyor, üstünü örtüyor ve kanepede uyuyor. Sabah kadın uyanıp ona «Allah belanı versin» diyor. Ertesi gün Samet ne olduğunu soruyor, Can dokunmadığını söylüyor ve Samet ona «Senden adam olmaz» diyor. Bu bölüm kitabın temel çatışmasını gösteriyor: Samet kadınları elde edilecek bir şey olarak görüyor, Can ise «içim elvermiyor» diyor.
Bayramda Can, Samet'in Keçiören'deki gecekondusuna geliyor. Burada Samet'in annesi Esma, babası Ahmet ve karısı Kezban var; herkes Can'a içten davranıyor, çocuklar elini öpüyor. Samet'in aile hayatıyla gizli hayatı arasındaki çelişki göze çarpıyor: evde dindar, ailesine bağlı, dışarıda her gün başka bir kadın. Samet Can'a, karısı sorarsa «bizde içtik» demesini söylüyor.
Asıl dönüm noktası şu: bir sabah durakta Can, Ayla'yla birlikte minibüsten iniyor ve yürürken Ayla onun aksadığını görüyor. Yüzünün rengi değişiyor, söz söylemeden hızla ilerliyor, Can'ı beklemiyor. Can kendini yalnız bırakılmış hissediyor, gözyaşlarını tutamıyor, Meclis binasının önündeki Atatürk heykeline bakıp «Türküm, doğruyum, ama mutlu değilim» diyor ve caminin çeşmesinde yüzünü yıkıyor.
Sonra Samet onu Sibel'in evine götürüyor. Orada on altı yaşındaki Tuğba var; Samet ona «malın iyisini» öneriyor. Can utangaçlığından Tuğba'nın odasına geçemiyor, oturduğu yerden kalkmıyor. Samet yine gürültü koparıyor, bütün iletişim Can'ın utangaçlığıyla eğlenmeye dönüşüyor. Aynı zamanda Ayla, Zehra'ya Can'ı gördüğünü, ona acıdığını söylüyor ve utandığını saklamıyor.
Aradan günler geçiyor. Bir akşam durakta Ayla kendisi ona selam veriyor ve «yarın görüşürüz» diyor. Can her gün biraz daha erken gelip onu beklemeye başlıyor. Minibüste yan yana oturuyorlar, İbo şarkıları çalıyor, Ayla beyaz hırka giyiyor ve «yakışmış» sözü Can'ı sevindiriyor. Samet ise yeni sarışın kızıyla övünüyor, Can ise sessizce «tabular»ı, özellikle aksaklığı düşünüyor: kendini «yeşil çınar» sansa da insanlar ona «kuru ağaç» gibi bakıyor.
- Roman uzun monologlar ve diyaloglarla kurulmuş; Can'ın «tabu» üzerine iç düşünceleri kitabın ana fikir hattı
- Samet karakteri canlı: dil, mimik ve övünmeyle karakter kuruluyor
- Ankara minibüsü, anahtarcı dükkânı, Menekşe pasajı ve Keçiören gibi ortam ayrıntıları inandırıcı
- Ayla'nın aşk–arkadaşlık kararsızlığı ve Can'ın umudu uzun sahnelerle veriliyor, zaman zaman tekrarlanıyor
- Felsefi konuşmalar (aşk, tabu, cinsellik) bazen hikâyenin akışını yavaşlatıyor ve karakterler tek sesle konuşuyor
Aşk, yalnızlık ve toplum baskısı üzerine bir Türk romanı
Bedensel kusuru olan bir gencin aşk ve toplum karşısındaki mücadelesi
Topluma uyum sağlayamayan kahramanın iç monologları
Pazar günü Samet, Keçiören Parkı'nda Can'a «Ayşe'yle bir iki saatlik işim var» diyor ve başı örtülü, orta yaşlı bir kadının peşinden gidiyor. Ayşe kızı Semra'yı ablasına bırakmış, gizlice onu evine götürüyor. Samet asansörde ona el uzatmaya çalışıyor, Ayşe ise yalnızca kapı kapandıktan sonra ona sarılıyor.
Evde Ayşe çay demliyor ve Samet'e ona olan sevgisinin bittiğini söylüyor: altı ay önce âşık olmuş ama Samet İstanbul'dan döndükten sonra değişmiş. Bir kez bile ne yaşadığını, nerede oturduğunu ona söylememiş, iş yerine telefon edince cevap vermemiş. Samet ise meseleyi yumuşak sözlerle, çay övgüsüyle, «sen meseleyi büyütüyorsun» diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Bu sahne, Samet'in kadınlara bakışını ilk kez karşı tarafın gözünden gösteriyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.