102 Dakika
Uygun
- 11 Eylül olaylarını insan hikâyeleri üzerinden anlamak isteyenlere
- Bina güvenliği, tahliye ve acil durum yönetimiyle ilgilenenlere
- Kaynağa dayanan, ciddi belgesel gazeteciliği sevenlere
Uygun değil
- Saldırının siyasi ve jeopolitik nedenlerini öğrenmek isteyenlere: kitap buna neredeyse hiç değinmiyor
- Travmatik olayların ayrıntılı anlatımına hazır olmayanlara
- Saldırıyı canlı hatırlayan ya da bir yakınını kaybetmiş okurlara: etkisi çok ağır olabilir
Yazarların notu kitabın tezini açıkça söylüyor. O sabah kulelerdeki 14 bin kişinin mücadelesi jeopolitik değil yereldi: sıkışmış bir kapıyı açmak, alevler içindeki bir koridorda yol bulmak, düzinelerce basamak çıkmak. Rakamlar da burada. Kuzey Kule 8.46.31'de, Güney Kule 9.02.59'da vuruldu. Güney Kule 9.58.59'da, Kuzey Kule ise 10.28.25'te çöktü. En az 1.500 kişi çarpmadan sağ kurtuldu ama katlarından kaçamadığı için hayatını kaybetti. Çarpma bölgesinin altındaki yaklaşık 12 bin kişi ise tahliye edildi. Yazarlar Titanic benzetmesi yapıyor: o insanları uçaklar değil, bina, çıkışların azlığı ve iletişimin çöküşü öldürdü. Ama hava korsanlarının suçunu hiçbir şeyin azaltamayacağını da açıkça söylüyorlar.
Önsöz saat 8.30'da başlıyor ve kitabın en sakin, bu yüzden en ağır sayfaları. Kuzey Kule'nin 89. katında resepsiyonist Dianne DeFontes her sabah olduğu gibi spor ayakkabılarını değiştiriyor, kahvesini içiyor. 88. katta Frank ve Nicole De Martini çocuklarını okula bırakıp gelmiş. Cantor Fitzgerald'da 659 kişi işe başlamış. Bunlardan David Kravette, lobide müşteri beklerken eşiyle gazetenin yanlış yere atılması üzerine tartışıyor. Windows on the World restoranında bir konferans başlıyor. Oradan inen son asansör 8.44'te kalkıyor. Yazarlar ölçeği de hissettiriyor: o sabah kulelere 14.154 kişi gelmiş, her kat bir Amerikan futbolu sahasından biraz büyük, kat başına ortalama 64 kişi düşüyor. DeFontes'in yalnızlık hissi bu genişliğin yarattığı bir illüzyon; onun katında 25 kişi daha çalışıyor.
Önsözün ikinci yarısı geriye, 1993'e dönüyor. Brooklyn'deki bir camide toplanan radikaller önce Haham Meir Kahane'yi öldürüyor. Katilin evinden Özgürlük Heykeli ve Dünya Ticaret Merkezi fotoğrafları çıkıyor, ama onu «tek başına hareket eden bir deli» sayıp ciddiye almıyorlar. 26 Şubat 1993'te kulelerin altındaki otoparkta sarı bir kamyonette patlayan bomba altı kişiyi öldürüyor, tahliye on saat sürüyor. Ardından merdivenler karanlıkta parlayan boyayla boyanıyor, yeni bir anons sistemi kuruluyor. Ama çelik yapının yangın yalıtımı 11 Eylül'e kadar 220 kattan yalnızca 30'unda yenilenebilmiş. Polis ve itfaiye için alınan yeni telsizler ise raflarda kalmış.
Birinci bölüm saat 8.46'daki ilk saniyeleri onlarca kişinin gözünden veriyor. DeFontes sandalyesinden yere düşüyor, «bomba» diye düşünüyor. İnşaat projeleri ekibinden Gerry Gaeta bağırıyor: «Bu bir bomba, haydi buradan çıkalım!» Ona göre bomba az önce getirilen belge kutularındaydı. Elektrikçi bir trafonun patladığını sanıyor. Asansörü sarkaç gibi sallanan mühendis Pasquale Buzzelli farkında olmadan yeniden 64. kata çıkıyor. Altı erkek, aralarında cam silici Jan Demczur, dumanla dolan bir asansörde mahsur kalıyor. Marriott Oteli'nde Rahip Paul Engel havuzun yandığını görüyor.
En etkileyici sahnelerden biri Ezra Aviles'e ait. 61. kattan uçağı kendi gözüyle görmüş, hemen her yeri arayıp tahliye başlatılmasını istiyor. Bir arkadaşının telesekreterine bıraktığı mesaj bugün de etkiliyor: «Duman dolmaya başladı bile, buradan kaçmam gerek. Dışarıdaysan sakın binanın yakınına gelme. Hoşça kal». Sonra eşini arıyor: «Millie, bir uçak çarptı, haberlerde verirler». Kitap hiçbir yerde duyguyu abartmıyor. Bu cümleler kendi başına yetiyor.
- Dakika dakika, saat göstergeleriyle kurulmuş bir kronik
- Her iddianın kaynağını gösteren notlar ve isimleriyle verilen tanıklar
- Bölümlerin binadaki insanların kendi sözleriyle adlandırılması
- Trajediyi sansasyona çevirmeyen, sakin ve kesin bir gazeteci dili
Saldırının resmî soruşturması: kitabın soruları burada geniş biçimde yanıtlanıyor
Saldırıya giden yolu ve örgütleri anlatan Pulitzer ödüllü kitap
Titanic'in batışını tanık anlatımlarıyla dakika dakika aktaran klasik
Liman İdaresi'nin eski direktörü Alan Reiss patlama anını aşağıdaki bir kafeteryada hissetmiyor. Polis bürosuna giderken pencereden yanan konfeti gibi yağan kâğıtları görüyor ve yakında bomba yüklü bir aracın patladığını düşünüyor. 1993'ten sonra uzmanlar kulelerin bombadan zarar görebileceği ama yıkılmayacağı sonucuna varmıştı. Meydana çıkınca kuleyi on, on beş kat boyunca bir alev duvarının sardığını, pencerelerden atlayan insanları görüyor. Yerde tuhaf bir parça var: bir uçağın burun iniş takımı. «Bu bir Piper Cub değil. Bu kahrolası çok büyük bir tekerlek» diyor.
Bölüm çarpmanın fiziğini sakin bir dille anlatarak bitiyor. American Airlines'ın 11 sefer sayılı uçağı saatte 750 kilometre hızla gelmiş, Manhattan'ı iki dakikadan kısa sürede geçmiş ve kulenin kuzey yüzüne çarpmış. Uçağın bir kısmı binanın güney yüzünden çıkmış, iniş takımının bir parçası beş blok güneye düşmüş. Çarpmanın enerjisi binanın iskeletinden aşağı inip kayaya geçmiş. Kırk kilometre kuzeydeki Lamont-Doherty gözlemevi on iki saniyelik bir sinyal kaydetmiş.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.