Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu
Uygun
- Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş tarihine ayrıntılı ve okunaklı bir giriş arayanlara
- Büyük kişiliklerin hem siyasi hem de özel hayatını aynı kitapta görmek isteyenlere
- Osmanlı'nın son dönemi, Balkanlar ve Birinci Dünya Savaşı ile ilgilenenlere
Uygun değil
- Son on yılların arşiv çalışmalarını ve tarih yazımı tartışmalarını arayanlara
- Kısa bir biyografi isteyenlere: kitap 500 sayfayı aşıyor
- Tamamen eleştirel ya da tamamen övgücü bir metin bekleyenlere: yazar ikisinin arasında duruyor
Teşekkür listesi kitabın nasıl yazıldığını gösteriyor. Kinross Çankaya'daki Cumhurbaşkanlığı arşivine kabul edilmiş, Ankara Üniversitesi'nden Prof. Enver Ziya Karal'ın yardımını almış, İstanbul'da İngiliz büyükelçisi olmuş Sir Horace Rumbold'un dosyalarından yararlanmış. Kazım Özalp, Fuat Köprülü gibi Atatürk'ü şahsen tanımış onlarca kişiyle görüşmüş. Bu, kitaba nadir bir canlılık veriyor: yazar olayları belgelerin yanı sıra tanıkların anılarından da kuruyor.
Önsöz başlı başına bir portre. Atatürk «alışılmış Türk tipine uymayan», sarışın, çıkık elmacık kemikli, çelik mavisi gözlü biri olarak tasvir ediliyor. Giyimine özen gösteriyor, dostlarıyla gece geç saatlere kadar sohbet ediyor, ülke yönetimiyle ilgili kararları bazen sofra başında veriyor. Yazar onu «liberal amaçlara liberal olmayan yollardan ulaşan», insanları önceden sezmekte yanılmayan, ne zaman inandırmak ne zaman korkutmak gerektiğini bilen bir siyasetçi olarak görüyor. İsmet İnönü için yaptığı espri de burada: «Onun karnında elli tilki birbirini kovalar, ama hiçbiri ötekinin kuyruğunu yakalayamaz».
Birinci bölüm okuru 19. yüzyıl sonunun Makedonya'sına götürüyor. Burada Müslüman, Hristiyan ve Musevi, Türk, Yunan, Slav, Ulah ve Arnavut yan yana yaşıyor. 1881'de Selanik'te doğan Mustafa'nın babası Ali Rıza Efendi gümrük memuru olmuş, sonra kereste ticaretine girmiş. Annesi Zübeyde Hanım ise dindar, oğlunun hafız olmasını isteyen bir kadın. Anne baba arasındaki tartışma komik bir uzlaşmayla bitiyor. Çocuk önce törenle mahalle mektebine gönderiliyor, sonra oradan alınıp çağdaş Şemsi Efendi Mektebi'ne veriliyor. Mahalle mektebinde yere bağdaş kurup yazmayı reddeden küçük Mustafa hocaya «evet, size karşı geliyorum» diyor, bütün sınıf da onu destekliyor.
En etkileyici sayfalar yoksulluk yılları. Baba tuz ticaretinde parasını kaybediyor, hastalanıyor ve ölüyor. Anne çocukları Selanik yakınlarındaki ağabeyinin çiftliğine götürüyor. Mustafa ile kız kardeşi Makbule tarlada fasulyelere dadanan kargaları kovalıyor, kış geceleri ocak başında kestane kavuruyor. Yazar, Mustafa'nın hayatında belki ilk kez toprağa ve doğaya karşı bir sevgi duyduğunu, ama çok geçmeden sıkıldığını yazıyor, çünkü artık bir şeyler öğrenmek istiyor. Askerî rüştiyenin üniformasıyla caka satan komşu çocuğuna duyduğu imrenme ise geleceğini belirleyecek.
Bölümün ikinci yarısı Manastır Askerî İdadisi'ne geçiyor. Burada genç Mustafa Kemal, Yunan, Bulgar ve Sırp çetelerinin Rumeli'yi parçalamaya çalıştığını görüyor. 1897 savaşında bir arkadaşıyla gönüllü olarak cepheye kaçmaya çalışıyor ama geri gönderiliyor. Şair Ömer Naci ona edebiyatı, Ali Fethi ise Fransızcayı ve Rousseau, Voltaire, Montesquieu gibi filozofları tanıtıyor. Yazar Selanik gazinolarını, dans derslerini ve «önemli bir insan olacağım» cevabını da saklamıyor. Bölüm 1899'da İstanbul'daki Harp Okulu'na girişle bitiyor.
İkinci bölümün ilk sayfaları yüzyıl dönümünün İstanbul'unu birbirinden ayrı iki şehir olarak anlatıyor. Haliç'in kuzeyinde Hristiyanların ışıl ışıl, Avrupai Pera'sı, güneyinde ise Müslümanların çöken eski şehri. Kapitülasyonlar sayesinde bütün servet yabancıların elinde, Türkler ise kendi vatanlarında kendilerini esir gibi hissediyor. Genç Mustafa Kemal önce yalnızlık çekiyor, sonra Ali Fuat'la dost oluyor ve babası İsmail Fazıl Paşa'nın evinde bir baba sevgisi buluyor. Abdülhamit'in hafiye rejimi altında yasak Fransız kitaplarını ve Namık Kemal'i geceleri gizlice okuyor.
- Belgeleri tanık anılarıyla birleştiren, roman gibi akan bir anlatım
- Büyük tarihî arka planı (Osmanlı'nın çöküşü) kişisel hikâyeyle paralel yürüten yapı
- Kahramanın zaaflarını da gösteren ama genel olarak sempatik bir portre
- Büyük dönüm noktalarını açıkça ayıran bölüm düzeni
Atatürk üzerine Türk bir yazarın kaleminden klasik üç ciltlik biyografi
Atatürk'ün düşünce dünyasını güncel tarih yazımıyla inceliyor
Kitabın birinci kısmındaki tarihî arka planı daha geniş açıyor
Zübeyde Hanım oğlunun asker olmasını istemiyor: ya Peygamber'in yolundan gitmesini ya da tüccar olmasını diliyor, savaştan ve sürgünden korkuyor. Mustafa ise gizlice komşu çocuğu Ahmet'in binbaşı babasından yardım alıyor, annesinden habersiz askerî rüştiyenin sınavına giriyor ve kazanıyor. Annesinin imzası gerekince ona, babasının doğumunda beşiğinin başucuna bir kılıç astığını hatırlatıyor: «Ben asker olarak doğdum, asker olarak öleceğim». Anneyi son kararına götüren ise bir rüya: oğlunu bir minarenin tepesinde altın bir tepsi içinde otururken görüyor ve bir ses, izin verirse oğlunun hep böyle yüksekte kalacağını söylüyor.
Okulda Mustafa matematikte yaşıtlarını çok geride bırakıyor. Adı da Mustafa olan matematik öğretmeni, iki adı ayırt etmek için eski bir Türk geleneğine uyarak ona ikinci bir ad veriyor: «Kemal», yani «olgunluk, eksiksizlik». Bu ad ölünceye kadar onda kalacak. Bu sırada anne Ragıp Efendi adında varlıklı, dul bir adamla yeniden evleniyor. Mustafa önce onu kıskanıyor, sonra iyi geçiniyor, subay olan üvey ağabeyinden ise şeref üzerine öğüt ve kendini savunması için bir bıçak alıyor.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.