Gıdaların Beyniniz Üzerindeki Etkisi
Uygun
- Psikolojik tedavi gören ve yaşam tarzıyla kendine destek olmak isteyenlere
- Bağırsak mikrobiyomu hakkında bilimsel ama sade bir giriş arayanlara
- Mutfakta vakit geçirmeyi seven, tariflerle çalışmaktan hoşlananlara
Uygun değil
- Ciddi bir ruhsal hastalığı olup ilacı gıdayla değiştirmeyi düşünenlere — yazar buna karşı
- Yalnızca güçlü klinik kanıtlara dayanan öneriler arayanlara
- Amerikan gıda piyasasından uzak olduğu için bazı ürünleri bulamayacak okurlara
Girişin en etkileyici kısmı yazarın kişisel hikâyesi. Naidoo eşiyle Beverly Hills'te tatildeyken göğsünde bir yumru fark eder, Boston'a döner dönmez kanser teşhisi konur. On altı ay boyunca kemoterapi, ameliyat ve radyasyon tedavisi görür. İlk seanstan önce zerdeçal çayı içerken karar verir: «Yemek yapmayı biliyorum, vücudumu tanıyorum, o halde yediklerimle kendime yardım edebilirim.» Her seansa probiyotikli yoğurt, orman meyveleri, kefir ve bitter çikolatayla yaptığı bir smoothie ile gider, hiç bulantı yaşamadığını yazar. Bu hikâye kitabın tonunu belirliyor: yazar önerilerini önce kendinde denemiş.
Naidoo'nun yolu da ilginç. Kalabalık bir Hint ailesinde büyür, Harvard'da psikiyatri okurken evden uzak düşer ve yalnızlıkla baş etmek için yemek yapmaya başlar. Ardından profesyonel aşçılık okulunu, sonra bir beslenme bilimi programını bitirir ve Massachusetts General Hospital'da ABD'deki ilk «beslenme ve yaşam tarzı psikiyatrisi» programını kurar. Antidepresanlardan kilo aldığını söyleyen hastalarına yarım litrelik şekerli kahvelerin kalorisini anlattığını esprili bir dille aktarır.
Birinci bölüm bağırsak-beyin bağlantısını bir «aşk hikâyesi» olarak sunuyor. Bağırsak ve beyin embriyoda aynı hücrelerden oluşur. Bağırsağın kendi sinir sistemi 100–500 milyon nöron içerir, bu yüzden ona «ikinci beyin» denir. Vagus siniri ikisini bağlar ve sinyaller her iki yönde ilerler. Kitabın en akılda kalan bilgilerinden biri şu: serotonin reseptörlerinin yüzde 90'ından fazlası bağırsaklardadır. Mikrobiyom dopamin, serotonin, GABA gibi maddelerin üretiminde rol oynar; bu yüzden bağırsak bakterilerinin bileşimi değişince ruh hali de değişebilir.
Bağlantı ters yönde de işler. Naidoo bir araştırmaya dayanarak yalnızca iki saatlik psikolojik stresin bağırsak bakterilerinin bileşimini değiştirebileceğini aktarır. Yani gergin bir aile yemeği ya da trafik mikrobiyomu bozar, bozulan mikrobiyom da ruh halini kötüleştirir. 2019'da binden fazla kişiyle yapılan bir çalışmada butirat üreten bakterilerin daha yüksek yaşam kalitesiyle ilişkili olduğu, depresyondaki kişilerde ise bazı bakterilerin eksik olduğu gösterilir. Bu kısımlar açık ve ilgi çekici yazılmış, karmaşık biyoloji gündelik örneklerle anlatılıyor.
Yazarın en cesur fikri psikiyatrinin kendisine yönelik eleştirisi: teşhisler semptom listelerinden ibarettir, biyolojik göstergeleri yoktur ve hekimler sorunun yalnızca beyinde olduğunu varsayar. Tıp fakültelerinde beslenme neredeyse hiç öğretilmez. Naidoo bedene bütüncül bakmayı öneriyor. Burada dengeli davranıyor: ilaçlar ve psikoterapi pek çok hasta için «mucize» sayılıyor, gıda yalnızca destekleyici bir araç; ağır depresyon ve intihar düşüncesi olanların mutlaka hekime başvurması gerektiği açıkça yazılıyor.
Zayıf yanı kanıtların gücü ve yazar bunu gizlemiyor. «Bu Kitap Nasıl Kullanılmalı» bölümünde mikrobiyomun beyne etkisine dair kanıtların büyük kısmının hayvan deneylerinden geldiğini, araştırmaların çoğunun gıda değil takviye üzerinde yapıldığını kabul ediyor. Buna rağmen bölümlerin bazı başlıkları («zerdeçal», «biberiye», «çemen otu») daha kesin bir hava taşıyor. Küçük bir not: kitap 2020'de yazıldı, bazı alanlarda sonraki çalışmalar daha temkinli sonuçlar verdi. Leyla Tonguç Basmacı'nın çevirisi akıcı.
- Yazarın kanser deneyiminden gelen samimi, kişisel giriş
- Karmaşık biyolojinin gündelik örneklerle sade anlatımı
- Her bölümde somut «ne yemeli, nelerden kaçınmalı» listeleri ve sonda tarifler
Bağırsak-beyin eksenini bir gastroenteroloğun gözünden daha ayrıntılı anlatıyor
Sindirim sistemi üzerine esprili ve kolay okunan popüler kitap
Beslenme psikiyatrisinin önde gelen araştırmacısından kanıta dayalı bakış
Yazarın en cesur görüşü psikiyatrinin kendisine yönelik eleştiridir: tanılar belirti listelerinden oluşur, biyolojik bir göstergesi yoktur ve hekimler sorunun yalnızca beyinde olduğunu varsayar. Naidoo bedene bütüncül bakmayı önerir. «Kitaptan nasıl yararlanılır» bölümünde mikrobiyomun beyne etkisine dair kanıtların büyük bölümünün hayvan deneylerinden geldiğini, araştırmaların çoğunun besin değil takviye üzerinde yapıldığını itiraf eder.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.