Kara Kitap
Uygun
- Yoğun, çok katmanlı, sembollerle dolu nesri seven, aceleye getirmeden okumaya hazır okurlara
- İstanbul'un tarihsel dokusuna, tasavvuf/hurufi harf mistisizmine ve şehir efsanelerine ilgi duyanlara
- Kimlik, taklit ve "kendisi olmak" temalarını derinleştiren postmodern romanlar arayanlara
- Orhan Pamuk'un diğer eserlerini tanıyıp yazarın köklerine gitmek isteyenlere
Uygun değil
- Doğrusal, hızlı tempolu, net kurgulu bir polisiye hikâyesi bekleyen okurlara — kitap polisiye biçimini kullansa da cevap vermek yerine soruları çoğaltır
- Uzun, dolambaçlı cümlelerden ve sık sık duraklayan anı-akışlarından yorulan okurlara
- Doğu mistisizmine hiç aşinalığı olmadan bu bağlamın önceden açıklanmasını bekleyen okurlara — kitap bu bilgiyi varsayar, her şeyi açıklamaz
Roman kışın soğuk bir sabahında açılır: Galip, mavi damalı yorganın altında uyuyan karısı Rüya'ya bakar, çocukluklarında birlikte geçirdikleri gezintileri, ikisinin aynı anda geçirdiği kabakulağı hatırlar. Bu sakin sahne, aslında, romanın geri kalanını harekete geçirecek kayboluşun eşiğidir.
Anı akışı geriye, Şehrikalp Apartmanı'nın tarihine gider — dedesi ve babaannesi, radyo dinleyip sigara içen, durmadan tartışan yaşlı çift; sağır-dilsiz amcaoğlu Vasıf, saatlerce pencereden sokağa bakan; ve ailenin en "uğursuz" üyesi sayılan Melih Amca, önce Avrupa'ya, sonra Afrika'ya ve Fas'a kaçıp, yıllar sonra yeni karısı Suzan Yenge ve küçük kızı Rüya ile geri dönen.
Bu geriye bakışın merkezinde dedenin tekrarladığı bir cümle durur: "Başka bir yerde, başka bir tane yaptıracaktık. Uğursuz çıktı bu apartman." Bina sadece fiziksel bir yer değil — tüm ailenin yavaş yavaş dağılmasının, kayıpların ve sırların simgesine dönüşür.
Bu bölümlerde ayrıca ailenin en gizemli figürü — ünlü köşe yazarı Celâl — tanıtılır. Onun yazıları, "Elyazısından Kişiliğinizi Okuyoruz" gibi tuhaf başlıklı köşeleri, aile sohbetlerinin daimi konusudur; babaanne ile dede, onun yazılarında aileden gizli işaretlerle söz ettiğine inanır, ama bunun ne kadar doğru olduğu hiçbir zaman tam olarak aydınlanmaz.
İkinci bölüm ise tamamen farklı bir kayda geçer — bu, Galip'in anlatımından değil, doğrudan Celâl'in kendisinin gazetede yayımladığı köşe yazılarından biridir: "Boğaz'ın Suları Çekildiği Zaman". Celâl burada, Boğaz'ın suyunun tektonik değişimlerle çekildiğini, dibindeki batık gemilerin, Bizans hazinelerinin, kadim iskeletlerin ortaya çıktığını betimleyen, gazetecilik ile bilim kurgu arasında gezinen bir metin yazar.
Bu yapısal seçim — "gerçek" hikâye bölümleriyle Celâl'in fantastik gazetecilik metinlerinin art arda gelmesi — romanın sonraki temel temasını, kimliğin, metnin ve şehrin birbirine karışmasını, okura Rüya kaybolmadan çok önce hissettirmeye başlar.
- Pamuk'un cümle yapısı uzun, çok dallı, sık sık parantez içinde ek anılar açar — yoğun, Proust'vari bir bellek akışı
- Roman iki farklı metin türünü art arda kullanır: Galip'in "gerçek" hikâyesi ve Celâl'in köşe yazıları — bu, kitabın sonraki kimlik/taklit temasının yapısal temelini kurar
- Çeviride kaybolmaya meyilli kelime oyunları, harf-rakam mistisizmi (ebced hesabı) ve tasavvuf/hurufi işaretler metne işlenmiştir
- Roman İstanbul'un tarihsel katmanlarını (Bizans, Osmanlı, modern) arkeolojik bir kazı gibi açar
Aynı yazarın, benzer gizemli-polisiye biçiminde, Osmanlı minyatür ressamları dünyasına adanmış başka bir başyapıtı
Kara Kitap'taki aynı şehrin, bu kez anı biçiminde, yazarın kendi çocukluğuyla örtüşen versiyonu
Galip günlerce Rüya'yı ve Celal'i arar, Celal'in dairesinde onun yazılarını ve kimliğini üstlenir. Bir kış gecesi haber gelir: Celal Teşvikiye'de, Alaaddin'in dükkânının yakınında vurularak öldürülmüştür. Galip olay yerine vardığında polisler, mavi ışıklar ve «bir tiyatro sahnesi gibi» büyülü bir sessizlik vardır.
Sabah Kamer Hanım gelip ağlar: Rüya'nın cesedi Alaaddin'in dükkânında, oyuncak bebeklerin arasında bulunmuştur. Genç bir gazetecinin araştırma yazısına göre kurşunla yaralanan Rüya dükkâna girmiş, silah seslerinden korkan dükkâncı onu fark etmeden kepengi indirip evine kaçmış, Rüya da sabaha kadar içeride can çekişmiştir. Katil, yirmi üç yıl önce Celal'in köşesinde aşağılandığını düşünen, o yazının yeniden yayımlanmasına öfkelenen bir berber çıkar.
Gazeteler cinayeti kimin üstüne atmaz ki: Ermenilere, mafyaya, komünistlere, İslamcılara. Galip ise Celal'in köşesini sürdürür, geceleri onun adına yazılar yazar. Sonunda Rüya ile yetmiş üç yaşında birlikte yaşlandıklarını hayal eder ve itiraf eder: «Bugün Rüya'dan bana kalanlar ise yalnızca yazılar; bu kara, kapkara, karanlık sayfalar».
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.