Söz Dinlemeyen Anneler
Uygun
- Çocukla iletişimde bağırma ve ceza alışkanlığından kurtulmak isteyen ebeveynlere
- Kısa, bağımsız yazılardan oluşan, her gün biraz okunan kitapları sevenlere
- Gurbette çocuk büyüten ailelere — «Avrupa'da Çocuk Yetiştirmek» gibi yazılar özellikle onlar için
Uygun değil
- Bilimsel temelli, kaynakları doğru gösterilmiş bir ebeveyn rehberi arayanlara
- Çalışan ebeveynleri ve kreşi yargılayan bir tona duyarlı olanlara
- Konulara göre sistemli kurulmuş bir kitap bekleyenlere
Kitaba adını veren yazı iyi bir hikâyeyle açılıyor: yayıncısı bir lokantada, iki yaşındaki çocuğunun elindeki şişeyi yere dökmesine kızan ve «bu çocuk hiç söz dinlemiyor» diyen bir anneye tanık olmuş. Yazarın sorusu basit ve etkili: söz dinlemeyen iki yaşındaki çocuk mu, yoksa annesi mi? «Biz anneler için en kolay kaçış ve çıkış yolu, suçu söz dinlemeyen evlatlara atmaktı» cümlesi kitabın bütün felsefesini özetliyor. Yazıda Mevlana'ya atfedilen «siz ne söylerseniz söyleyin, söyledikleriniz sadece karşıdakinin anladığı kadardır» sözü ve birbirimizi yanlış anlamanın dokuz sebebi de kısaca açıklanıyor.
Bağırmayla ilgili iki yazı kitabın en yararlı kısmı. Yazar bağırmayı «acizliğimizin en kolay göstergesi», çocuğa gücümüzü göstermek için en basit ama etkisiz silah olarak tanımlıyor: bağırılan çocuk sonunda davranışından vazgeçmiyor, ama zamanla kendine güveni yıkılıyor, sürekli savunma refleksi gelişiyor, hatta ebeveynine karşı nefret doğabiliyor. Aynı zamanda ebeveynleri de anlıyor: yorgun, geçim derdi çeken anne babalar robot değil, bağırabiliyorlar, ama bunu fark edip özür dilemek büyük bir erdem. Hintli bir ermişin «öfkelenen insanların kalpleri birbirinden uzaklaşır, bu yüzden bağırırlar» hikâyesi fikri akılda kalıcı kılıyor.
«Ben Dili» yazısında «sen dili» ile «ben dili» arasındaki fark somut örneklerle gösteriliyor: «Ne kadar kabasın, her zaman sözümü kesiyorsun» yerine «Sana bir şeyler anlatırken sonunu getiremediğim zamanlar çok rahatsız oluyorum». Çocuğun göz hizasına eğilmek, yumuşak bir üslupla konuşmak, acizliğini kabul edip çocuktan yardım istemek gibi öneriler sade ve uygulanabilir. Ancak aynı yazıda ünlü «iletişimin yüzde 55'i beden dili, yüzde 38'i ses tonu, yalnızca yüzde 7'si sözlerdir» rakamları genel bir gerçek gibi veriliyor — oysa bu sonuç yalnızca duygu ve tutumlara ilişkin sınırlı laboratuvar deneylerine ait ve bütün iletişime genellenemez.
«Eti Senin, Kemiği Benim» yazısı kitabın hem en güçlü hem de en zayıf yanını gösteriyor. Güçlü yanı: yazar «öğretmenin vurduğu yerde gül biter» kültürüne açıkça karşı çıkıyor; Almanya'da bir Türk babanın çocuğunu öğretmene «Fleisch dir, Knochen mir» diyerek teslim etmesi ve öğretmenin «ben yamyam değilim» cevabı hem komik hem düşündürücü, dayağın, aşağılamanın ve tehdidin hiçbir getirisi olmadığı kesin bir dille söyleniyor. Zayıf yanı: aynı yazıda güzel sözler söylenen suyun güzel kristaller, azarlanan suyun ise kötü şekiller oluşturduğu «araştırma» kanıt olarak gösteriliyor — bu, bilim dünyasınca doğrulanmamış, sözde bilimsel kabul edilen bir iddia.
Diğer yazılarda da benzer bir karışıklık var. «Avrupa'da Çocuk Yetiştirmek» yazısında anadilin önemine dair düşünceler ilginç, ama «üç yaşına kadar başka dil öğretilmemeli» önerisi yazarın kişisel deneyimi olarak veriliyor ve iki dilli büyüme üzerine güncel araştırmalarla tam örtüşmüyor. «Beni Ödül ile Cezalandırma» yazısında ise zaman eksikliğini pahalı oyuncaklarla telafi etmeye çalışmanın anlamsızlığı haklı olarak eleştiriliyor, ancak kreş öğretmenlerinin «parasını sadece oyun oynamak için alıp çocuklarımızın en verimli çağlarını bizden aldığı» gibi genellemeler haksız görünüyor.
Sonuçta kitap içten bir annenin ve danışmanın deneyiminden doğan, yürekten yazılmış yazılar derlemesi: bağırmanın, dövmenin ve aşağılamanın zararı, çocuğu dinlemek ve «ben dili» üzerine düşünceleri her ebeveyne yararlı. Ama kitap bilimsel bir rehber değil — bazı «araştırmalar» kaynaksız ya da sözde bilimsel, çalışan ebeveynlere karşı ton yargılayıcı. Onu gündelik tefekkür için kısa yazılar olarak okumak, somut eğitim kararlarında ise daha güvenilir kaynaklara başvurmak gerekiyor.
- Doksana yakın kısa, bağımsız yazı
- Hikâyeler, meseller ve yazarın danışmanlık deneyiminden örnekler
- Bazı yazılarda Alman ve Türk literatürüne göndermeler
Aynı yazarın gençlere seslenen dinî öğüt kitabı — sitemizde incelemesi var
Ebeveyn–çocuk iletişiminin zor bir konusuna bir çocuk psikiyatristinin bilimsel yaklaşımı — sitemizde incelemesi var
Ebeveynler için ergenlik dönemine dair pratik bir rehber — sitemizde incelemesi var
«Eti senin, kemiği benim» yazısında yazar «öğretmenin vurduğu yerde gül biter» kültürüne açıkça karşı çıkar; Almanya'da bir Türk babanın çocuğunu öğretmene «Fleisch dir, Knochen mir» diye teslim etmesi ve öğretmenin «ben yamyam değilim» yanıtı hem komik hem düşündürücüdür. Yazı dövmenin, hakaretin ve tehdidin zararını gösterir.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.