Sen Yeter ki İste
Uygun
- «Sır» ve çekim yasası kitaplarını sevenlere
- Hafif, motive edici, moral veren bir metin arayanlara
- Şükran ve olumlu düşünme alıştırmalarına ilgi duyanlara
Uygun değil
- Bilimsel düşünceye ve kanıta önem veren okurlara
- Zor koşullarda yaşayıp «suçlu» hissettirilmekten yorulmuş insanlara
- Ezoterik terminolojiye tahammülü olmayanlara
Yazar hikâyesine çocukluğundan başlıyor. Altı yaşında koruyucu meleğine bir istek mektubu yazıp saklıyor ve istediği renkte, zilli bir bisiklete kavuşuyor. Dokuz yaşında «imkânsız» bir şey denemek istiyor: bir filmde başrol, «herkes beni fark edebilmeli». Aynı yıl «Lausbubengeschichten» filminde rol alıyor, ama yönetmen sesini başkasına seslendirtiyor. Yazarın çıkardığı sonuç: «Herkes beni gördü, kimse duymadı» — istek net formüle edilmemiş. Bu hikâye kitabın en iyi ve en dürüst sayfası, çünkü isteği doğru ifade etmenin önemini mizahla gösteriyor.
Ergenlikte «gerçekçi bir şüpheciye» dönüşen yazar, yıllar sonra tesadüfen Stuart Wilde'ın «Mucizeler» kitabına rastlıyor ve çocukluğundaki «istek fabrikasını» hatırlıyor. Kitabın ana tezi buradan çıkıyor: «İstekler her gün, her saniye gerçekleşir. Bizim isteklerimiz de, hepsi. Şüphelerimiz de, değersiz olduğumuza ilişkin düşüncelerimiz de.» Evren ise «devasa bir sipariş mağazası»: iyiyi kötüden ayırmıyor, sadece gönderiyor. Bu metafor okunaklı, ama onu ciddiye alan okur için sonucu ağır: başına gelen her kötü şey senin «siparişin».
Birinci kural pratik: büyük isteklere küçüklerden başlayın, çünkü akıl küçük şeylerde direnmez. En ünlü örnek park yeri: evden çıkarken evrene «Park yerim falanca caddede» emrini gönderiyorsunuz ve vardığınızda ya boş bir yer oluyor ya da biri oradan çıkıyor. Yazar ile Michaela onlarca yıldır park sorunu yaşamadıklarını söylüyor; unuttuklarında ise birbirlerine «geç sipariş verdin» diyorlar. Burada doğrulama yanlılığı göz önünde: bulunan yerler «mucize», bulunamayanlar «unutkanlık» sayılıyor. İflas etmiş bir şirketten ucuza palmiye alma hikâyesi de aynı mantıkla anlatılıyor. Michaela'nın hikâyesi de aynı üslupta: on yaşında radyodaki ABBA plağı çekilişine kartpostal gönderiyor, postacının kapıyı çalıp plağı verdiğini her gün gözünde canlandırıyor ve plak geliyor; ikinci kez de aynısı oluyor.
En değerli kısım duygular üzerine. Yazar Kuzey Carolina Üniversitesi'nden psikolog Barbara Fredrickson'ın olumlu duygular üzerine çalışmalarına dayanıyor ve basit bir alıştırma öneriyor: çevrenize bakıp «burada hoşuma giden ne?» diye sormak, sonra «burada beğenmediğim ne?» diye sormak ve iki soru arasında ruh halinin nasıl değiştiğini hissetmek. Bu gerçekten yararlı bir dikkat alıştırması. Ama hemen ardından «olumlu ruh halinde algı filtremiz yüzde otuza kadar açılır» gibi kaynaksız bir rakam geliyor.
En zayıf kısım «Biraz Fizik». «Her şey enerjidir, düşünceler de saf enerjidir, demek ki düşünce maddeye dönüşür» mantığı bilimsel kavramların anlamsız bir karışımı; enerjinin korunumu yasası, «rezonans kanunu» ve piyano telleri isteklerin gerçekleşmesinin «kanıtı» olarak sunuluyor. Daha kötüsü, yazar «Marie ve Pierre Curie 1933 yılında maddenin hiçlikten nasıl meydana gelebildiğini gözlemlediler» diyor. Pierre Curie 1906'da ölmüştü; 1933'te çift oluşumunu gözlemleyenler Irène ve Frédéric Joliot-Curie'ydi ve bu da «hiçlikten» değil, enerjiden doğan parçacıklardı.
En rahatsız edici cümle de bu bölümde: «Kıtlığın hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyorsak bu yoksunluk biz onu sipariş ettiğimiz için var olur. Komşumuz hayatında sadece zenginlik peşinde koştuğu için bolluk bereket içindeyken bize yoksulluğu yaşamak düşer.» Bu fikir hastalığı, yoksulluğu, işsizliği kişisel «yanlış düşünce»nin sonucu gibi gösteriyor ve zor durumdaki okura ek bir suçluluk yükü bindiriyor. Türkçe çeviri akıcı ama redaksiyon yer yer zayıf. Sonuçta kitabın şükran ve açık hedef üzerine sayfaları işe yarayabilir, gerisi ise ihtiyatla okunmalı.
- Esprili, kişisel hikâyelerle dolu hafif bir dil
- Her kuralın sonunda kısa, basit alıştırmalar
- İsteği net ifade etmenin önemini gösteren akılda kalıcı örnekler
Çekim yasasının en ünlü kitabı
Doğrulama yanlılığı gibi düşünce hatalarını anlatan eleştirel bir panzehir
Düşüncenin bedene etkisi üzerine bilimsel temelli bir kitap
Dördüncü kuralda yazar aklı «mucizeye» inandırmak için fiziğe başvuruyor. Bir atom çekirdeği bezelye büyüklüğünde olsaydı elektronlar 170 metre uzakta olurdu, demek ki gördüğümüz şeylerin çoğu boşluk; renkler aslında yok, beyin titreşimleri tercüme ediyor. Buradan şu sonuç çıkarılıyor: madde enerjidir, enerji yönlendirilebilir, düşünce saf enerjidir — öyleyse düşüncemiz maddeye dönüşür. «Rezonans kanunu»na göre benzer benzeri çeker: varlıklı insanlar «zenginlik titreşim alanında» yaşadıkları için daha da zenginleşir, âşık olan birinin diğer işleri de yolunda gider.
«Biraz Biyoloji» bölümü ise «ben sadece gördüğüme inanırım» diyen «sabit fikirli gerçekçiler»le alay ediyor: gözlerimiz ışık spektrumunun yalnızca yüzde sekizini görüyor, demek ki gerçeğin yüzde doksan ikisini algılamıyoruz. Yazara göre kıtlık yaşayan insan onu kendisi sipariş etmiş; «her şeyden bolca var, sadece talebe göre dağıtılıyor». Sonraki bölümlerde inanç kalıpları, «genlerimizi de değiştirebilir miyiz?» sorusu, «Ben güzelim», «Benim vücudum güzel» alıştırmaları ve «grubun gücünden faydalanmak» geliyor. Yazar bu bölümün amacını açıkça söylüyor: akıl «sadece gördüğüme inanırım» dediğinde ona kendi mantığıyla cevap vermek.
Bir sorununuz varsa bize yazın. Yayınevi, yazar, hak sahibi ya da sadece okuyucu — fark etmez. Bu incelemede telif hakkı açısından sorunlu bir şey varsa, inceleme yazarı sitenin kurallarını ihlal etmişse, ya da sadece bir öneriniz ya da şikayetiniz varsa, hey@kitabdanevar.com adresine yazın. Meseleyi mahkemeye taşımadan, kendi aramızda çözmek istiyoruz: başvuruyu 48 saat içinde inceliyor, gerekirse incelemeyi düzeltiyor ya da tamamen kaldırıyoruz.